17 Eylül 2009 Perşembe

Ev hizmetlerinde çalışanlardan vergi alınmaz

Ev hizmetlerinde çalışanlar da SGK sigortalısı olurlar ve Onlar için de sigorta primi ve işsizlik sigortası primi ödenir ama bu çalışanlar için gelir vergisi ödenmediği için normal çalışanlara göre cebinizden çıkacak para daha az olur…

Ali bey, ablam benim bebeğime bakıcılık yapıyor ve ben de ona bunun karşılığında belli bir ücret ödüyorum. Sanırım geçen sene bir televizyon programında bebek bakıcısı olarak çalışanların sigorta durumu ve emeklilik durumu ile ilgili bir açıklama yapmıştınız. Bu uygulamanın nasıl olduğu hakkında bilgi verebilir misiniz? Ayşem Nişancı

A-Sürekli ev hizmetlerinde çalışanlar sigortalıdır ama işçi değildir

Hanımefendi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu gereğince (madde 6) aşağıda sayılanlar için SGK primi ödenmesi gerekmez;

“a) İşverenin işyerinde ücretsiz çalışan eşi,

b) Aynı konutta birlikte yaşayan ve üçüncü derece dahil bu dereceye kadar hısımlar arasında ve aralarına dışardan başka kimse katılmaksızın, yaşadıkları konut içinde yapılan işlerde çalışanlar,

c) Ev hizmetlerinde çalışanlar (ücretle ve sürekli olarak çalışanlar hariç),

…”

Madde metninden de görüldüğü üzere ücretle ve sürekli olarak çalışan ev hizmetleri görevlileri SGK’lı olmalı ama ücretsiz veya ücretli olup da süreksiz çalışanlar için SGK primi ödenmesi gerekmemektedir.

4857 sayılı İş Kanunu gereğince, sürekli işlerin tanımı şu şekilde yapılmıştır “Nitelikleri bakımından en çok otuz iş günü süren işlere süreksiz iş, bundan fazla devam edenlere sürekli iş denir.”

Yani, ev hizmetlisi 30 günden az çalışmışsa süreksiz iş olup bundan fazla devam etmiş ise sürekli hale gelmiş demektir. Ancak bu durum sadece Sosyal Güvenlik uygulamaları için geçerlidir.

Siz, ablanızı 30 günden fazladır çalıştırıyor dahi olsanız ablanız İş Kanunu’na tabi işçi değildir yani 4857 sayılı İş Kanunu’nda yer alan,

-Yıllık izin,

-Mesai ve fazla mesai,

-İhbar öneli veya tazminatı,

-Kıdem tazminatı gibi haklara sahip değildir.

Çünkü,

4857 sayılı İş Kanunu gereğince, kapıcıların çalıştıkları her bir yıl için kıdem tazminatı ödenmesi zorunluluğu var iken kapıcı dışındaki meslekler olan, dadılık, hizmetçilik, ev aşçılığı, bahçıvanlık, uşaklık gibi işlerde çalışanlara kıdem tazminatı ödenmesi gerekmemektedir. Çünkü, “Ev hizmetlerinde,” çalışanlar 4857 sayılı İş Kanunu kapsamı dışındadırlar. İş Kanunu’nun çalışanlara sağladığı hakları kullanamazlar.

Öte yandan, sürekli ve ücretle çalıştığı için 5510 sayılı Kanun gereğince de SGK’ya her ay bildirilmeli ve adına prim ödenmelidir.



B-İşyeri ve işe giriş işlemleri yapılmalıdır
5510 sayılı Kanun gereğince sürekli ve ücretle çalışan ev hizmetlilerini SGK’ya bildirmenin de bir usulü-esası vardır.

Mevzuat gereğince, bir işçiyi (hizmetçiyi-kapıcıyı-bahçıvanı) işe alan ev sahibi,

1-Aynı gün SGK’ya işyeri bildirgesi doldurup gönderecektir. (Bildirgelerin örnekleri www.sgk.gov.tr web sayfasında “Formlar ve Dilekçeler” bölümünde var.)

2-Ardından, e-bildirge için şifre talep edip, internet üzerinden işe aldığı ev hizmetlisi için bir ay içinde işe giriş bildirgesi doldurup SGK’ya vereceklerdir.

3-Öte yandan her ay bir önceki ayda ev hizmetlisi için (693 liradan az olmamak şartıyla) ayda kaç lira ücret ödendiğini belirten Aylık Prim ve Hizmet Bildirgesi’ni de SGK’ya verecektir.

SGK’nın yeni uygulaması gereğince işverenler evde bir kişi dahi çalıştırıyor dahi olsalar aylık bildirgeleri de elden değil e-bildirge sistemi üzerinden SGK’ya internet üzerinden gönderme zorunluluğu vardır.


C- Ev hizmetlerinde çalışanlar işsizlik sigortasına dahil

Ev hizmetlerinde çalışanların tamamı ile kapıcılar, “İşsizlik Sigortası” kapsamı içindedirler. Yani ev hizmetlerinde çalışanlara İş Kanunu kapsamında ihbar, kıdem tazminatı, yıllık izin gibi haklar verilmemiştir ama işsiz kalırlarsa işsizlik sigortasından para da alabilirler. Tabi bunun için 4447 sayılı Kanun gereğince en az az 600 gün (20 ay) sigortalı çalışmak birinci şarttır.



D-Ev hizmetlileri için vergi ödenmez

193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 23 üncü maddesi gereğince, “...Hizmetçilerin ücretleri (Hizmetçiler özel fertler tarafından evlerde, bahçelerde, apartmanlarda ve ticaret mahalli olmayan sair yerlerde orta hizmetçiliği süt ninelik, dadılık, bahçıvanlık, kapıcılık gibi özel hizmetlerde çalıştırılanlardır)...” Gelir Vergisi’nden muaftır. Bu durumda aylık 1000 YTL kazanç bildirilen bir kapıcılık-hizmetçilik işyerinden SGK’ya eski adıyla SSK’lı yeni adıyla 4/A’lı gibi bildirilirse ödenecek olan prim işsizlik sigortası dahil yüzde 36,5 oranıyla 365 YTL prim ödenecek ama hiç gelir-damga vergisi ödenmeyecektir.


E-Ablanızı SGK’lı yapın
Tıpkı, SSK’nın isteğe bağlısı sona erdikten sonra SSK’lı bir işe girip çalışmak zorunda olanların tercih ettiği ev hizmetlileri sigortasında sadece SGK ve işsizlik sigortası primi ödenir ama gelir vergisi ödenmediğinden diğer işçilere göre daha az para vermiş olursunuz. Siz de ablanızı, sürekli ve ücretle çalıştırıyorsanız SGK’ya her ay internet üzerinden e-bildirge vermeli ve primlerini de ödemelisiniz.



SORU :

20.12.1989 işe girişli bir işçiyim. 2003 yılından beri özel bir denizcilik firmasında sözleşmeli olarak çalışmaktayım, sözleşmeli olduğumuz için 6 ayda bir izne ayrılıyoruz, bu arada sigortamız kesiliyor. Size sormak istediğim bu işyerinden ayrıldığımızda veya çıkartıldığımızda yada izne ayrılmışsak fakat tekrar işbaşı için çağrılmamışsak bu işyerinden tazminatlarımızı alabilir miyiz? Nedim Temel



CEVAP :

Şayet denizci yani gemi adamı iseniz 854 sayılı Deniz-İş Kanunu’na tabisiniz, değilseniz 4857 sayılı İş Kanunu’na tabisiniz. Hangisi olursa olsun altışar aylık belirli süreli hizmet akdi yapılıyor ve süresi sonunda veya ara verilerek tekrarlanıyorsa kıdem tazminatı hakkınız doğar. Ancak bunun için o işverendeki çalışma sürenizin en az 1 yılı geçmiş olması gerekir.



Ali Tezel / Haber Türk

Selzedenin prim borcu ertelenecek

Geçen hafta İstanbul ve çevresinde yaşanan sel felaketi nedeniyle mağdur olan işletmelerin zayi olan kayıt ve belgeler için neler yapması gerektiğini yazmıştım.

***

Halkalı gümrüğüne okur tepkisi

“Sel mağduru işletmeler ne yapmalı?” başlıklı yazımdan sonra özellikle bu bölgede ikamet eden veya çalışan okurlarımızdan çok sayıda e-posta geldi. Okurlarımız diyor ki, bölgede trafiği, alt yapıyı ve yolları allak bullak eden Kamyon ve Tırlara çeki düzen verilmelidir. Halkalı gümrüğü boşaltılarak şehir dışında uygun bir alana taşınmalıdır. Sel felaketi yöneticilere ders olmalı, daha büyük felaketler yaşanmadan halkalı gümrüğü derhal taşınmalıdır. Hem bölge trafiğini, hem de ağır yükleri nedeniyle alt yapıyı olumsuz etkileyen bu durum çözülmelidir.

***

SGK prim borcuna erteleme

İstanbul ve çevresinde meydana gelen sel felaketi nedeniyle bu bölgede bulunan bazı işverenler ile sigortalıların büyük zarara uğradıkları da dikkate alınarak SGK ya borcu bulunan ve zarara uğrayan işverenlerin, prim ertelenmesi söz konusu olabilecektir.

Tabi, sel felaketi hepimizi derinden üzdü. Şimdi yaraları sarma zamanı. Bu bağlamda Sosyal Güvenlik Kurumu en çabuk hareket eden kurum oldu. Özellikle sosyal güvenlik reformu sonrasında kurum yönetimine genç, liyakatli yöneticilerin getirilmiş olmasının bunda büyük katkısı var.

5510 Sayılı Kanunun 91 inci maddesinde “İşyerleri yangın, su baskını, yer kayması, deprem gibi afete uğrayan, tabii afet nedeniyle tarımsal faaliyetinden dolayı zarar gören işverenler ile 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sigortalılar, bu durumu belgelemeleri kaydıyla olayın meydana geldiği tarihten itibaren üç ay içinde talepte bulunmaları ve prim ödeme aczine düştüklerinin, yapılacak inceleme sonucu anlaşılması halinde, afet tarihinden önce ödeme süresi dolmuş mevcut prim borçları ile afetin meydana geldiği tarihten itibaren tahakkuk edecek üç aylık prim borçları, olayın meydana geldiği tarihten itibaren bir yıla kadar Kurumca ertelenebilir.” hükmü yer almaktadır.

İşverenlerin SGK prim borçlarının ertelenmesine ilişkin taleplerine ek olarak, bu durumu kanıtlayacak resmi kurum ve kuruluşlardan alınacak belgeler ile de belgelendirmeleri gerekmektedir.

Afete uğradıklarını ileri sürerek erteleme talebinde bulunan işverenlerin/sigortalıların taleplerinin değerlendirilmesi, işverenlerin prim ödeme aczine düştüklerinin yapılacak inceleme sonucunda anlaşılması halinde mümkün olacaktır.

Bu inceleme SGK’nın İl müdürlüklerinde görev yapan sosyal güvenlik kontrol memurlarınca yürütülmektedir. Sosyal güvenlik kontrol memurlarının, selzedelerin prim ödeme aczine düştüklerini tespit etmesi halinde işverenler bu haktan yararlanabilecektir.

***

Üç ay içinde başvuru şart

Prim borcunun ertelenebilmesi için afet tarihinden itibaren 3 ay içinde işverenin veya zarar gören sigortalının SGK’ya yazılı başvurması gerekiyor. Ortaya çıkan afetten işverenin zarar gördüğünün tespit edilmesi de gerekmektedir. Yani, SGK Kontrol Memurları yapacakları inceleme ile durumu belirleyerek, işverenlerin yararlanma koşullarını araştıracaklardır.

***

Ertelenen borca faiz yok

Prim borcunun ertelendiği sürede zamanaşımı işlemeyecek ve ertelenen kısmına gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanmayacaktır.

***

Prim belgesine erteleme

Afetin meydana geldiği ayda verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgesi, aylık fiili hizmet süreli zammı prim belgesi ve yıllık itibari hizmet süresi prim belgesi afetin meydana geldiği ayı takip eden üç ay içinde Kuruma verildiği takdirde, süresinde verilmiş sayılmaktadır.


Star / Resul Kurt

Afetzede işverenin 4 hakkı!

Geçtiğimiz hafta Tekirdağ ve İstanbul'da yaşanan sel felaketi, geride pek çok gözü yaşlı insan ve büyük maddi zararlar bıraktı.
Ölümler için rahmet ve sabır dilemekten başka bir şey elden gelmiyor. Ancak maddi zararlar için elbette yapılabilecekler var. Bu anlamda İsmail Kökbulut üstadım, pazartesi günkü köşesinde vergi mevzuatı açısından afetzedelere çok faydalı tavsiyelerde bulundu. Biz de iş ve sosyal güvenlik mevzuatı açısından afetzede işverenlerin ve çalışanların haklarına değinelim.

1- Kısa çalışma ödeneğine başvurabilirsiniz

Bir işverenin çalışanları için kısa çalışma ödeneği talebinde bulunabilmesi için gerekli şartlardan birisi de zorlayıcı sebeplerdir. Nitekim yönetmelik gereği zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak önemli ölçüde azalması veya işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen geçici olarak durması halleri, kısa çalışma ödeneği alabilmek için mazeret sayılmıştır. Bu zorlayıcı sebeplere en müşahhas örnek ise yaşadığımız sel felaketidir. Bu imkândan yararlanacak işverenin Türkiye İş Kurumu müdürlüklerine yazılı olarak başvurması yeterli. Çalışma Bakanlığı gerekli incelemeyi yaptıktan sonra talep uygun görülürse, ödeneğe hak kazanan çalışanlara 6 ay boyunca 415 TL ile 832 TL arasında ödeme yapılacak.

2- Prim borçlarına erteleme

Yaşadığımız sel felaketi, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından "Genel Hayata Etkili" olarak nitelendirildi. Dolayısıyla SGK'nın, afetzede işverenlerin afetten önceki ve sonraki prim borçları ile prim belgelerinin verilme sürelerini istediği kadar erteleme yetkisi var. Kurum bu konuda ne kadar bir ertelemeye gideceğini henüz belirlemiş değil ancak önümüzdeki günlerde bu konuya açıklık getirilecektir.

3- Esnafın primine de erteleme

Küçük esnaf ile işverenlerin eski adıyla Bağ-Kur, yeni adıyla 4/b sigortalılıklarından dolayı ödemeleri gereken şahsi prim borçları da erteleme kapsamında yer alıyor. Bu ertelemenin süresi de yukarıda ifade ettiğimiz SGK kararıyla netleşecektir.

4- Sağlık sigortası devletten

Yaşanan sel felaketinin genel hayata etkili olarak kabul edilmesi, afet bölgesindeki işveren, çalışan ve diğer tüm vatandaşların sağlık harcamalarının devlet tarafından karşılanması anlamına geliyor. Yani afetzedeler doğrudan genel sağlık sigortalısı kabul edilecekler. Bu imkândan yararlanabilmek için, afet sebebiyle sosyal güvencesinden yoksun kalanların SGK müdürlüklerine başvurmaları yeterli olacak.

Okur sorularına cevaplar...

Emekli malulün eşine yardım var mı?

Soru: Sadettin Bey, amcam Behçet hastalığı sonucu görme yetisini kaybetti. Bu yüzden %100 özürlü raporuyla malulen emekliye ayrıldı. Yengem ise mevsimlik işçi olarak tütün fabrikasında çalışmakta, çalışmadığı dönemlerde de isteğe bağlı sigortasını ödemektedir. Sigorta gün toplamı bitmiş ancak yaşından dolayı 1.5 yıl daha emekliliğini beklemek zorunda. Amcam %100 özürlü ve bakıma muhtaç olduğu için yengemin 1.5 yıl beklemeden emekli olabileceğine dair bilgi aldık. Bu doğru mudur? Eğer böyle bir şey söz konusuysa mevsimlik olarak çalıştığı tütün fabrikasından kıdem tazminatını nasıl alabiliriz? Öte yandan yengem 1.5 yıl beklemek zorunda ise, amcam bakıma muhtaç olduğu için yengeme maaş bağlanması söz konusu olabilir mi? Savaş Yörük

Cevap: Değerli okurum, yengeniz emeklilik için gereken sigortalılık süresi ve prim gün sayısını doldurmuşsa, yaşı doldurmayı beklemeksizin şu an ki işinden kıdem tazminatını alarak ayrılabilir. Tabii kıdem tazminatına hak kazanmışsa. Mevsimlik işlerde genelde 1 yıl dolmadan çıkış verildiğinden, kıdeme hak kazanmamış olabilir. Kıdem tazminatını alıp işten ayrılsa bile emekli aylığı 1.5 yıl sonra bağlanır.

Öte yandan yengeniz bulunduğu ildeki sosyal hizmetler müdürlüğüne başvurur ve yapılan incelemede şartları uygun bulunursa, amcanızdan dolayı evde bakım ücreti verilebilir.

Bağ-Kur'dan SSK'ya geçeyim mi?

Soru: Ben 27.07.1966 doğumluyum. 05.03.1980 tarihinde SSK'lı işe girişim oldu. SSK prim gün sayım 691'dir. 01.08.2006'dan beri Bağ-Kur'luyum. 550 günlük askerlik süremi SSK'dan mı yoksa Bağ-Kur'dan mı borçlanayım. Acaba SSK'ya geçsem daha erken mi emekli olurum? Y. Hüseyin Karataş

Cevap: Değerli okurum, bugün itibarıyla SSK'ya (4/a) geçerseniz 5000 prim gününü doldurduğunuz tarihte emekli olursunuz. Eğer Bağ-Kur'da (4/b) devam ederseniz emeklilik için 9000 günü doldurduktan sonra 58 yaşınızı beklemeniz gerekir. Yani Bağ-Kur'da kalmanız, emeklilik tarihinizi yaklaşık 15 yıl geciktirir. Askerliğinizi ise her halükarda SGK'ya borçlanacaksınız.

Bugün / Sadettin Orhan

Yıllık izin ücreti ve fazla çalışma ücretine faiz yürütümü

Av. Ali YÜKSEL / YARGITAY KARARLARI


YARGITAY KARARLARI / Av. Ali Yüksel - Av. Cihan AVCI

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 14.11.2002 tarih ve 2002/ 7398 E. ve 2002/ 21440 K. sayılı ilamında yıllık ücretli izin ücretine ve fazla mesai ücretine hangi tarihten itibaren faiz yürütülmesi gerektiği açıklığa kavuşturulmuştur. Yargıtay kararına konu olan bu mesele gerek doktrinde gerekse de yargı mercileri arasında duraksamalara ve farklı yorumlara konu olan bir meseledir. Çözüm noktasında bir çok seçenek vardır. Bilindiği üzere işçinin yıllık izni işveren tarafından, yıllık izine hak kazanıldığı yıl içinde kullanılmalıdır. Bu açıdan bakıldığında yıllık izin ücreti açısından, yıllık izine hak kazanılan

senenin sonundan itibaren de faiz yürütülmesi akla gelebilecektir. Bunun dışında bir diğer çözüm tarzı ise iş akdinin sona erdiği tarihtir. 3. çözüm ise dava açıldığı tarihtir. Yıllık ücretli izin alacağı açısından bu tarihlerden hangisinin temerrüd tarihi olarak kabul edileceği tartışılabilecek bir husustur.

Aynı durum fazla mesai ücreti içinde söz konusu olabilir. Fazla mesai ücretine faiz, fazla mesai yapılan aya dair maaş ödemelerinin yapılacağı günden, iş akdinin feshi tarihinden veya

dava-ihtarname tarihinden itibaren işletilebilir. Tüm bu seçenekler içerisinde Yargıtay temerrüdü isabetli olarak işçinin talebine bağlamış ve faizin dava, takip, ihtarname tarihinden itibaren başlatılcağına hükmetmiştir.

İncelememize konu kararda davacı ihbar ve kıdem tazminatı, fazla çalışma ve izin ücreti, bayram ve genel tatil gündelikleri ile gece çalışma ücretinin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme kararı kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm davalı yanca süresi içerisinde temyiz edilmiştir.

Yargıtay temyiz ile önüne gelen dosyada öncelikle davacının Bölge Çalışma Müdürlüğü�ne yaptığı şikayet ile işvereni temerrüde düşürmediğini tespit etmiştir. Yargıtay temerrüd tarihinin dava tarihi olduğunu, bu itibarla fazla çalışma ve yıllık izin ücreti alacağı açısından bu tarihlerden itibaren faiz yürütülmesi gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla yerel mahkemenin yıllık ücretli izin ve fazla mesai alacakları açısından Bölge Çalışma Müdürlüğü�ne yaptığı şikayetten itibaren faiz işletilmesine dair kararını bozmuştur.

Kararda önem arz eden noktaların başında davacı işçinin Bölge Çalışma Müdürlüğü�ne yapılan şikayetinin veya bunun işverene tebliğ tarihinin temerrüd tarihi olarak kabul edilmemesigelmektedir. Yargıtay�ın bu kabul edişinin altında hiç şüphesiz şikayet mercii olan BÇM�nin vereceği kararların icrai bir yönünün olmaması yatmaktadır.


Dünya Gazetesi

İş sözleşmesinin süreli feshi ve ihbar tazminatı

"İş Hukuku"nun iş sözleşmesinin haksız ve geçerli nedenlerle feshine ilişkin önemli kurumlarından birisi de ihbar tazminatıdır. İhbar tazminatı, İş Kanunu'nun "süreli fesih" düzenlemesi uyarınca iş sözleşmesinin işveren veya işçi tarafından tek taraflı irade açıklamasıyla sona erdirilmesinden doğan bir tazminattır. Sözkonusu maddede yer alan hükümlere göre, belirsiz süreli iş sözleşmesi, taraflardan biri tarafından feshedilecekse; işçinin işi altı aydan az sürmüş ise iki hafta, altı aydan birbuçuk yıla kadar sürmüş ise dört hafta, birbuçuk yıldan üç yıla kadar sürmüş ise altı hafta, üç yıldan fazla sürmüş ise sekiz hafta önce, karşı tarafa bildirilmesi gerekmektedir. Belirtilen bildirim önelleri hem işçiye hem de işverene tanınmıştır. İstifa ederek işten ayrılan işçi de bildirim öneline uymakla yükümlüdür. İşten ayrılan işçi, bildirim öneline uymadan iş sözleşmesini feshederse, ihbar tazminatı ödemek zorunda kalır. "Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır. Tazminatın hesabında esas ücrete ek olarak işçiye sağlanmış para veya para ile ölçülmesi mümkün sözleşme ve kanundan doğan menfaatler de göz önünde tutulur.

İhbar tazminatı, işçinin işyerindeki çalışma süresine, yani kıdemine göre uyulması gereken bildirim süreleri göz önünde tutularak hesaplanmalıdır. İhbar tazminatının hesabında fesih anındaki ücret esas alınır. Yargıtay'a göre de ihbar tazminatı hesabının fesih tarihindeki ücretler nazara alınarak yapılması gerekmektedir. Bu nedenle, ihbar tazminatının hesaplanmasında esas alınacak işçi ücretinin içine, para veya eşya biçiminde yapılan ve devamlılık arz eden her türlü ödeme girmektedir. Buna karşılık, ihbar tazminatının belirlenmesinde arızi olmayıp, devamlılık arz eden ödemeler nazara alınacaktır. Bu nedenle Yargıtay, devamlılık göstermeyen temettü ikramiyesi ile jestiyon priminin ihbar tazminatında dikkate alınmayacağını kararlaştırmıştır.

İhbar tazminatı miktarı hesaplanırken, yukarıda açıklandığı şekilde belirlenen ücretin bir günlük tutarı bulunacak; bu tutar, ilk önce 7 gün, daha sonra da işçinin kıdemine göre 2-8 hafta sayısı ile çarpılacaktır. Eğer iş sözleşmesiyle bildirim süreleri artırılmışsa, bu takdirde ihbar tazminatının bu arttırılmış sürelere göre hesaplanması gerekecektir. Çünkü bildirim sürelerinin asgari olduğunu öngören ve bunların sözleşmeyle arttırılabilmesine olanak tanıyan düzenlenme karşısında sözleşmeyle arttırılan sürelerinin ihbar tazminatının hesabında dikkate alınmayacağı ileri sürülemez. Nitekim Yargıtay'a göre de ihbar tazminatı, ihbar önellerine ait ücret olup, toplu iş sözleşmesiyle ihbar önellerinin arttırılması durumunda ihbar tazminatının da bu arttırılmış süreler göre hesabı gerekmektedir.

Kıdem tazminatından farklı olarak ihbar tazminatının zamanında ödenmesi halinde uygulanacak faiz konusunda özel bir düzenleme bulunmadığından, davalı daha önce temerrüde düşürülmemişse dava tarihinden, ihtarname çekilerek temerrüde düşürülmüşse ihbarnamedeki sürenin bitimi tarihinin ertesi gününden itibaren yasal faiz yürütülecektir.

Kısaca, ihbar tazminatı hesaplanırken işçiye ödenen giydirilmiş brüt aylık ücretinin günlük tutarı veya iş sözleşmesiyle belirlenen hakedişe esas günlük giydirilmiş brüt tutarı dikkate alınır. Giydirilmiş brüt ücretten kasıt işçiye verilen ikramiye, prim, yakacak yardımı vb… çıkarlardır. Yani ihbar tazminatının hesaplanmasında işçinin temel günlük ücretine ilaveten sağlanmış bulunan para ve parayla ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatler de göz önünde tutulur. İhbar tazminatı, işçinin işyerindeki kıdemine uygun bildirim süresi ölçüt alınarak en son alınan brüt kazançları üzerinden hesaplanacaktır. İhbar tazminatının ödenme tarihinde işçinin yıllık kümülatif gelir vergisi matrahı hangi tevkifat dilimine giriyorsa, bu tevkifat oranı üzerinde gelir vergisi ve yine brüt kazanç üzerinden %0,6 oranında damga vergisi kesintisi de yapılır.


Yeni Şafak / Tahsin Sınav
tsinav@yenisafak.com.tr

Selden mağdur olan şirketler, malî felaket yaşamamak için ne yapmalı?

Geçen hafta başta İstanbul olmak üzere ülkemizin birçok yerinde görülen yağışlar sel ve su baskınlarına yol açtı. Mevsim normallerinin üstünde, bir anda metrekareye 250 kilogramı bulan yağışlar, yetersiz altyapı, çarpık kentleşme ve hazırlıksız yakalanma gibi faktörlerle birleşince büyük trajediler yaşandı.

Allah bu afette hayatını kaybeden insanlara rahmet, yakınlarına sabır ihsan etsin. Can kayıplarının yanında selin yaşandığı yerlerde faaliyette bulunan birçok işyerinde de maddi hasarlar oluştu. Stoklardaki mallar, iş makineleri, taşıtlar, koca koca TIR'lar sele kapılıp gitti. Özellikle bodrum ve zemin katların arşiv ve depo olarak kullanıldığı dikkate alınırsa burada korunan mallar ve mali defter ve belgeler de selden zarar gördü. Bu felakete maruz kalan işletmeler için aşağıdaki hususların faydalı olacağını düşünüyorum.

MAHKEMEDEN ZAYİ BELGESİ ALINMALI

Ticari işletmelerin ertelememeleri gereken bazı işlemler var. Öncelikle defter ve belgeleri selden zarar gören işletmelerin işyerlerinin bulunduğu yerin yetkili ticaret mahkemesine müracaat ederek zayi belgesi alması gerekiyor. Çünkü mükelleflerin Vergi Usul Kanunu gereği 5 yıllık zamanaşımı süresince defter ve belgelerini muhafaza etmeleri ve denetim elemanları tarafından istendiği zaman ibraz etmeleri gerekiyor. Mahkemeden alınan zayi belgesi olmadan bu defter ve belgelerin ibraz edilmemesi vergi kaçakçılığına giriyor ve savcılığa suç duyurusunda bulunmayı gerektiriyor. Ancak yetkili ticaret mahkemesinden zayi belgesi alınırsa defter ve belge ibraz etmeme suçundan kurtulmuş olunur. Öte yandan Türk Ticaret Kanunu'na göre bir tacir, saklamakla mükellef olduğu defter ve belgelerin; yangın, su baskını veya yer sarsıntısı gibi bir afet sebebiyle ve kanuni müddet içinde ziyaa uğradığını öğrendikten itibaren 15 gün içinde ticari işletmesinin bulunduğu yerin mahkemesinden kendisine bir vesika verilmesini istemeli. Kanun, böyle bir vesika almamış olan tacirin defterlerini ibrazdan kaçınmış sayılacağını hüküm altına alıyor. Müracaat sırasında itfaiyeden, ilgili belediye zabıta müdürlüğünden alınacak tespit tutanağı ve selde kaybolmuş veya bozulmuş ticari defterler ve belgelere ait liste eklenmeli. Bu defter ve belgeler kullanılmış da olsa boş da olsa listeye eklenmeli.

TAKDİR KOMİSYONU KARARI ATLANMAMALI

Ayrıca defter ve belgeler için bu işlemler yapılırken selden zarar gören mallar ve demirbaşlar için de vergi dairesine müracaat edilmeli. Mükellefler selden zarar gören ticari mal, hammadde, ara mal, demirbaşlar, araçlar ve makinelere ait listeyi hazırlayıp itfaiye veya Belediye Zabıta Müdürlüğü'nden alacakları tespit tutanağı ile vergi dairesine müracaat etmeli. Bu müracaatla takdir komisyonundan zayi olan mal ve varlıkların değerlerinin takdiri ve tespiti istenecek. Geçtiğimiz haftalarda bu köşede zayi olan mallar ile ilgili bir yazı yazmıştım. O yazıda zayi olan malların KDV'sinin hesaplanan KDV'den indirim konusu yapılamayacağını belirtmiştim. KDV Kanunu'nda zayi olan malların daha önce indirilen KDV'lerinin indirim KDV'den çıkarılıp, gidere atılması gerektiği ifade edilir. Ancak bu indirim yasağının getirildiği madde bazı istisnalar öngörüyor. Buna göre deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığı'nın yangın sebebiyle mücbir sebep ilân ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olan malların KDV'si normal mallarda olduğu gibi indirim konusu yapılabilir. Yani selde zayi olan mallara ait yüklenilen ve indirilen Katma Değer Vergisi'nin, indirim KDV'den çıkarılıp ilave KDV olarak beyan edilmesi gerekmiyor. Hatta henüz indirilmeyen KDV de sonraki dönemlerde indirim konusu yapılabilir. Ancak bunun için zarar gören malların takdir komisyonunca tespit edilmiş olması gerekiyor.

MÜCBİR SEBEP HALİNDEN FAYDALANILABİLİR

Sel felaketiyle mücbir sebep hali de ortaya çıkmış oluyor. Mücbir sebep hallerinde mücbir sebebin başladığı tarih ile ortadan kalktığı tarih arasında vergi kanunlarında yazılı süreler işlemez. Sürelerden kasıt işi bırakma, dava açma, beyanname verme, bilgi verme gibi mükellefiyetlerdir. Bu hallerde vergi ödevlerinin yerine getirilmesi ile ilgili süreler, bu mücbir sebep hallerinin meydana geldiği kanıtlandığı takdirde sürelerin işlemesi durur ve mücbir sebep ortadan kalktıktan sonra süreler kaldığı yerden işlemeye devam eder.

Ancak, belli bir bölge veya bölgenin bir kısmını etkileyen yangın, deprem, su basması gibi genel karakter taşıyan tabii afetlerde vergi ödevlerinin yerine getirilmesi bakımından mücbir sebep halinin başlangıç tarihi bilinmekte ise de sona erdiği tarihin tespiti mükellefler yönünden güçlük arz eder. Bu gibi hallerde mücbir sebep halinin ortadan kalktığı tarihin, diğer bir ifade ile mücbir sebep nedeniyle işlemeyen sürenin idarece tespit edilmesi gerekir. Gelir İdaresi Başkanlığı bu konuya açıklık getirecektir.

Mücbir sebep nedeniyle uzayan beyanname verme süresi içinde defter ve belgelere ulaşılırsa veya takdir komisyonundan karar çıkmışsa bu kayıtlara dayanılarak beyanname düzenlenir. Tanzim edilen beyanname mücbir sebepten dolayı uzayan süre zarfında vergi dairesine verilir. Bu beyannameye istinaden tarh edilecek ilave vergi için gecikme faizi hesaplanmaz.

Öte yandan, mücbir sebep nedeniyle uzayacak beyanname verme süresi içinde defter ve belgelere ulaşılamayacağı anlaşılıyorsa, mükellef bu sürede vergi dairesine başvurarak Katma Değer Vergisi matrahının takdir edilmesini ister. Takdir komisyonu kararının mükellefe tebliğ edildikten sonra 15 gün içinde düzeltme beyannamesi verilir. Bu beyan üzerine ödenmesi gereken bir verginin tahakkuk etmesi halinde aynı sürede ödeme yapılır.


Zaman / Ahmet Yavuz

SGK mevzuatında işyeri kayıt ve belgelerinin geçersiz sayılması

Resul KURT / İŞ HUKUKU VE SOSYAL GÜVENLİK
info@resulkurt.com

5510 sayılı Kanun'un kurumca verilecek İdarî Para Cezaları başlıklı 102. maddesi hükmüne göre, işverenin yasal kayıt ve belgeleri saklama yükümlülüğünün yanında kayıtları usulüne uygun tutma zorunluluğu da bulunmaktadır. Kanun, kayıtların tutulmasında şekil şartına önem vermiş ayrıca tutulması zorunlu olan ücret tediye bordrosunda bulunması gereken bilgileri de tek tek saymış, aksine işlem yapan işverenlere ise cezai yaptırımlar getirmiştir. Kanunun 102. madde metnine göre usulüne uygun tutulmayan kayıtlar geçersiz sayılmış, her bir geçersizlik hali için ayrı ayrı idari para cezası yaptırımını uygulamaya koymuştur.

Yürürlüğü 5510 sayılı Kanun'la kaldırılan 506 sayılı Kanun'un 140. maddesinde kayıt geçersizliğine cezai yaptırım getirildikten sonra hangi kayıtların geçersiz olacağının yönetmelikle düzenleneceği hüküm altına alınmış, geçersizlik halleri de SSİY'de tek tek sayılmıştır. Geçersizlik hallerinin kanunda sayılmayıp atıf yapılan SSİY ile düzenlenmesi evrensel bir nitelik taşıyan "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesi ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesindeki "Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hüküm olunamaz. İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz. Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz" hükmü doğrultusunda geçmişte sıklıkla eleştirilmiştir. 5510 sayılı Kanun'da geçersizlik hallerinin tek tek sayılması ile bu eleştiriler bir anlamda son bulmuştur.

Buna göre Kanun'un 102. maddesinde sayılan ve yönetmeliğin ise 111. maddesinde ise ayrıntılı olarak açıklanan geçersizlik halleri şunlardır.

-Kullanılmaya başlanmadan önce tasdik ettirilmesi zorunlu olduğu hâlde tasdiksiz tutulmuş olan defterlerde sigorta primine esas kazanç (SPEK) ödemeleri bulunan aylar,

-Kanunî tasdik süresi geçtikten sonra tasdik ettirilmiş olan defterlerin tasdik tarihinden önceki SPEK ödemeleri bulunan aylar,

-İşçilikle ilgili giderlerin işlenmemiş, eksik veya fazla işlenmiş olduğu tespit edilen defterlere ilişkin aylar,

-Gerçek ve fiilî çalışmaya dayanmadığı hâlde, kayıt ve belgelerde ücret tahakkuk veya ödemesi bulunan aylar,

-Sigorta primleri hesabına esas tutulan kazançların kesin olarak tespitine imkân vermeyecek şekilde usulsüz, karışık veya noksan tutulmuş defterlere ait aylar,

-Herhangi bir ay için sigorta primleri hesabına esas tutulması gereken kazançların ve kazançlarla ilgili ödemelerin o ayın dâhil bulunduğu hesap dönemine ait defterlere işlenmemiş olması hâlinde o aylar,

-4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu gereğince bilanço esasına göre defter tutulması gerekirken işletme hesabı esasına göre tutulmuş defterlerde, sigorta primine esas kazanç ödemelerinin ilgili olduğu aylar,

-Kanunun 85'inci maddesinin birinci fıkrasında getirilen hükümler doğrultusunda yapılan inceleme sonucunda, işin yürütümü için gerekli olan sigorta primine esas kazanç tutarının kuruma noksan bildirilmesi dolayısıyla re'sen tahakkuk yapılan ay veya aylar,

-Durum tespiti, kamu kurum ve kuruluşları ile 5411 sayılı Kanun kapsamındaki kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden çalıştığı tespit edilen sigortalıların kaydedilmemiş ücret tediye bordrolarının ait olduğu ay veya aylar,

-Kamu idareleri ile 5411 sayılı Kanun kapsamındaki kuruluşlardan alınan kayıtlardan tespit edilen ücretin altında ücret tahakkuklarının bulunduğu aylar,

-Tasdikli sayfalarının dolması üzerine, yeni defter tasdiki yerine, belgeli bilgilerin yazım sayfaları kalmayan defterin tasdiksiz sayfalarına kaydedilen ay veya aylara ait kayıtlar geçersiz sayılacak ve işverene cezai yaptırım uygulanacaktır.

5510 sayılı Kanun, işyerine ait defter, kayıt ve belgelerin ibraz edilmemesine uygulanacak idari para cezalarını üçlü bir tasnife tabi tutmuş, işletmenin defter tutmakla yükümlü olup olmadığı ve tutulacak defterlerin niteliğini de dikkate alarak ayrı miktarlara para cezaları getirmiştir. Kanunla, bir anlamda küçük işletmeye az, büyük işletmeye ise nispeten daha çok ceza öngörmüştür.

Yasa hükmüne göre, yasal süre içinde kayıt ibraz edilmemesi halinde, bilanço hesabına göre defter tutmakla yükümlü olan işverenlere 12, diğer defterleri (işletme, serbest kazanç defteri, v.b. defterler) tutmakla yükümlü olan işverenlere 6, defter tutmakla yükümlü olmayan işverenlere ise 3 asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanacaktır.


Resul Kurt / Dünya

İtfaiyecilerin Yeni Dönem Yıpranma Hakkına Ne Oldu?

Soru: 01.04.1965 doğ. 83-84 yıllarında 240 gün sigortalılıktan sonra 04.02.1987’den beri memur olarak İtfaiye de çalışmaktayım. Yeni çıkan kanunla senede 2 ay polis ve askeriyede olduğu gibi gün verildiği söyleniyor. Bu kanunun işe girdiğimizden itibaren bize faydası olacak mı? Ömer GÜNERİ



Cevap: İtfaiyecilere uygulanacak yıpranma yalnızca 01.10.2008 sonrasını kapsıyor. Ayrıca üzgünüm ki itfaiyecilere uygulanacak fiili hizmet zammı (FHZ) polis ve askerlerdeki gibi uygulanmayacak. Yani yalnızca bilfiil yangın söndürmeyle mücadele ettiğiniz süreler için yararlanacaksınız. O gün yangın yoksa FHZ de olmayacak, yandın söndürmeyle 6 saat uğraşmışsanız 1 saat yıpranma kazanacaksınız. SGK’nın uygulaması bu şekilde.





Soru: 05.06.2002-24.12.2008 arasında Bağ-Kur sigortalısıydım. Yüzde 90 görme özrüm olduğuna göre ne zaman ve nasıl emekli olabilirim? Fahri YAŞAR



Cevap: SGK ile anlaşmalı hastanelerden alacağınız rapor en az yüzde 60 ise 05.06.2012’de bin 800 günle malûlen emekli olabilirsiniz. Görme engeliniz 2002’den öncesine dayanıyorsa 3 bin 960 gün ve 15 yılla engellilikten emekli olabilirsiniz. Engel oranınız yüzde 50-60 arasındaysa 16 yıl ve 4 bin 320 günle, yüzde 40-50 arasında bir orandaysa 18 yıl ve 4 bin 680 günle emekli olabilirsiniz.





Soru: 01.01.1954 doğumlu babam askerden sonra 20.04.1978’de çalışmaya başlamış ve halen toplam primi 2 bin 888 gündür. Askerlik borçlanması yaparsa nasıl ve ne zaman emekli olabilir? Hilal AYIK



Cevap: Babanız askerlik borçlanması yaparsa sigortalılık başlangıcı 20.08.1976 olacağından 3 bin 600 günle emeklilik için 55 yaşına tabi olacak. Borçlanmayla 3 bin 488’e çıkan prim günü 112 gün isteğe bağlı veya çalışarak ödenecek primle tamamlanırsa babanız hemen emekli olabilir.





Soru: 02.02.1970 doğ. SSK girişim 02.01.1986 olup bin 80 günüm var. Kasım 2007’de isteğe bağlı SSK primi ödemeye başladım ve 600 gündür hala ödüyorum. Ne zaman ve ne şekilde emekli olabilirim? Polat SAYGIN



Cevap: Sigortalılığa 24.05.1985-23.11.1986 arasında başladığınızdan SSK’dan emeklilik için 49 yaşı ve 5 bin 300 günü doldurmanız gerekiyor. Ekim 2008’den bu yana geçen süreler için ödediğiniz primler Bağ-Kur primi olarak kabul ediliyor. İsteğe bağlı prim ödemeye 2 bin 360 gün (6 yıl 6 ay 20 gün) daha devam ettikten sonra bin 260 gün de 4/a (SSK) sigortalısı olarak çalışıp prim ödemenizi öneririm. Bu şekilde 02.02.2019’da emekli olabilirsiniz.





Soru: 1971 doğ. 1989 ve 1990 yıllarında tütün üreticiliği yaptım. 12.12.1996 tarihinde öğretmen olarak göreve başladım. Acaba emeklilik yaşımı geriye çekebilir miyim ya da işe giriş tarihim değişir mi? Cumhur İNCEL



Cevap: 1 Nisan 1994’ten önceki tarımsal ürün satışlarında Bağ-Kur kesintisi zorunluluğu bulunmadığından ziraat gerekçesiyle o dönemi sigortalılığınıza saydırma imkânınız bulunmuyor. Askerliğinizi borçlanırsanız 55, borçlanmazsanız 56 yaşını doldurarak emekli olabilirsiniz.






Şevket Tezel / Sözcü

Sel mağduru işletmeler ne yapmalı?

İstanbul ve çevresinde yaşanan sel felaketi nedeni ile özellikle Basın Ekspres Yolu ve çevresindeki çok sayıda işyerinde büyük maddi kayıplar meydana gelmiş ve çok sayıda yurttaşımız hayatını kaybetti.

Şüphesiz, sel bir doğal felaket, ancak çözümü yöneticilerde. Yollar alternatifsiz olmamalı. Sel felaketini bizzat yaşayan mağdurlardan birisi olarak, o günkü manzarayı ömür boyu unutmam mümkün değil. Milyonlarca kişinin yaşadığı İkitelli, Halkalı bölgesinden çıkış yok. Bir sel bütün yolları, köprüleri kapatmış. Peki vatandaş işine, evine nerden gidecek? Cevabı yok. İkitelli ve Halkalı’dan TEM’e ve diğer yollara bağlantı yapılamıyor. Çünkü karayolları buradan elde ettiği gelirden mahrum kalmak istemiyor. Bu bölgeye on binlerce konut yapan TOKİ, buranın çevre yollara bağlantısını yapamıyor. Altyapı, üst yapı, yol yok. Rögarlar tıkalı, sokaklar kapalı. Sokak aralarında kilometrelerce araç kuyruğu ve çaresizce yol arayan vatandaşlar.

Mutlaka Halkalı’dan hem TEM’e hem de diğer yollara bağlantılar, köprüler, alt ve üst geçitler acilen yapılmalıdır. Bu sel felaketi tekrar gösterdi ki; alternatif yollarımız yok. Sel, sürekli geleceği söylenen büyük deprem olduğunda ne kadar çaresiz ne kadar yetersiz olduğumuzu da gösteriyor.

Ben de bugünkü yazımda hem işverenlerin vergi dairelerinde yapması gerekenleri, hem de iş kazası kapsamında vefat eden işçilerin haklarını açıklamanın büyük faydası olacağını düşünüyorum.

İSMMMO işverenlere bu yönde önemli bir rehber hazırlamış. Dava ve dilekçe örnekleri için istanbulsmmmodasi.org.tr web sayfasından yararlanabilirsiniz.

Vergi dairesinde yapılacaklar

Mükelleflerin bağlı olduğu vergi dairesine bir dilekçe ile başvurmaları ve takdir komisyonundan zayi olan malların ve diğer varlıkların takdiri ve tespitini istemeleri gerekmektedir. Dilekçeye aşağıdaki belgeler de eklenecektir.

a)-Zayi olan malların (Ticari mallar, hammadde, yardımcı madde, mamul madde vb., demirbaşlar, araçlar, tesis ve makineler) listesi.

b)-İtfaiyeden, Belediye Zabıta Müdürlüğü’nden alınacak tespit tutanağı.

c)-Selde kaybolmuş veya bozulmuş ticari defterler ve belgeler, (Kullanılmış veya boş fatura ve benzeri vesikalar)

Kayıt ve belgeler için dava açılmalı

Vergi mükellefleri İşyeri merkezinde yetkili olan Ticaret mahkemesine bir dilekçe ile dava açmak sureti ile zayi olan Ticari defter ve vesikaların zayi olduğuna ilişkin belgenin alınması gerekir. Dilekçeye aşağıdaki belgeler eklenecektir.

a)- İtfaiyeden, Belediye Zabıta Müdürlüğü’nden alınacak tespit tutanağı,

b)- Selde kaybolmuş veya bozulmuş ticari defterler ve belgeler, (Kullanılmış veya boş fatura ve benzeri vesikalar)

Türk Ticaret Kanunu’na göre; tacir, ticari işletmesinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, ziyaı öğrendiği andan itibaren onbeş gün içinde yani olayın olduğu 07.09.2009 tarihinden itibaren 23.09.2009 tarihine kadarki süre içinde bu davayı açabilir.

Aksi takdirde karşılaşabileceği mali ve hukuki sorunlarda kayıtlarını ibrazdan kaçınmış sayılır.

İş kazası bildirimi

Sosyal Güvenlik Mevzuatına göre; sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından görevli olarak gönderildiği durumlarda ve işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen olaylar iş kazası kabul edilmektedir. Bu bağlamda sel felaketinden dolayı;

İş kazasına uğrayan personele derhal gerekli sağlık yardımları yapılması,

İşyeri kaza raporu düzenlenir. Şahitlerin ifadesi alınması,

Kazanın yetkili kolluk kuvvetlerine (Jandarma veya polise) derhal bildirilmesi,

Kazanın ilgili SGK sosyal güvenlik merkezi müdürlüğüne iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde bildirilmesi,

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüğü’ne bildirim formu ile en geç iki iş günü içinde haber verilmesi gereklidir.


Star / Resul Kurt

10 Eylül 2009 Perşembe

İşsizlik Ödeneğinden Yararlananların Sağlık Yardımı Hakkı Var

Soru: 15 yıl ve 3 bin 600 günü doldurup gerekli işlemleri yaptıktan ve tazminatımı alıp ayrıldıktan sonra başka bir işte SSK’lı olarak çalışabilir miyim? İş bulamazsam sağlık hizmetlerinden faydalanabilir miyim? Ayrıca sigortam devlet tarafından ödenir mi? Mithat AKBABA



Cevap: Tazminatınızı alarak işten ayrıldıktan sonra dilerseniz çalışmaya devam edebilirsiniz. Kendi isteğinizle ayrılırsanız işsizlik ödeneği alamazsınız. Bu nedenle işten ayrıldıktan sonra yeniden çalışmaz veya isteğe bağlı prim ödemezseniz 100 gün sonra sağlık yardımından yararlanamamaya başlarsınız. Oysa işsizlik ödeneği alanlar işsizlik ödeneği aldıkları sürede prim ödemeden sağlıktan yararlanabilirler. Ayrıca yalnızca GSS primi veya isteğe bağlı sigorta primi ödeyerek de sağlıktan yararlanabilirsiniz.





Soru: 01.04.1979 doğumlu olarak 01.04.1995’te SSK sigortalılığına başlayan eşimin halen 2 bin 205 günü var. Primlerini 01.06.2006’dan beri isteğe bağlı ödeyen eşim yeni kanun gereği SSK’dan mı Bağ-Kur’dan mı emekli olur? Ne zaman emekli olur? Bülent KAYA



Cevap: Eşiniz isteğe bağlı ödemeye devam eder ve 5 bin 400 günü tamamlarsa 56 yaşını dolduracağı 01.04.2035’te Bağ-Kur’dan; 6 yıl 4 ay daha isteğe bağlı ödedikten sonra kapatıp SSK’lı olarak çalışıp en az bin 260 gün daha prim öderse 51 yaşını dolduracağı 01.04.2030’da SSK’dan emekli olabilir.





Soru: 02.02.1962 doğ. 17.04.1984 tarihinden 27.04.2006 tarihine kadar çeşitli aralıklarla 11 yıl 8 ay 29 gün Bağ-Kur sigortalılığım var. 01.05.2006’dan beri de SSK’lı olarak çalışmaktayım. Ne zaman emekli olabilirim? Nesife YILMAZ/BURDUR



Cevap: Sigortalı çalışma başlangıcınız itibariyle 40 yaş ve 5 bin günle emekli olma hakkına sahip bulunuyorsunuz. 20 yıl, gün ve yaş koşulları tamam olduğuna artık son yedi yıldaki SSK prim çoğunluğunu sağlamalısınız. 01.05.2006’dan bu yana aralıksız çalışıyorsanız Ekim 2009 ayı sonu itibariyle bin 260 günü tamamlar ve Kasım 2009’dan itibaren emekli olabilirsiniz.





Soru: 04.11.1965 doğ. 10.04.1997-29.01.2003 arasında 5 yıl 9 ay Bağ-Kur’lu, 11.01.2007- 01.10.2008 arasında isteğe bağlı Bağ-Kur sigortalısı olan kadın sigortalıyım. 01.10.2008 tarihinden beri sigortalı olarak çalışmaktayım. SSK’dan ne zaman emekli olurum? Rumuz: 53 KADIOĞLU



Cevap: SSK’lı çalışmanıza bin 260 gün (3,5 yılı) tamamlanıncaya kadar devam ederseniz 58 yaşı dolduracağınız 04.11.2023’te 3 bin 600 günle SSK’dan emekli olabilirsiniz. İsteğe bağlıya geçip 5 bin 400 günü tamamlarsanız 04.11.2011’de Bağ-Kur’dan emekli olabilirsiniz.





Soru: SSK emeklisi ve eşinden ayrılmış bir kadın olarak subay emeklisi babamın (Allah gecinden versin) vefatı halinde onun aylığından faydalanabilir miyim? Serpil SEVEN



Cevap: SSK emeklisi olarak E.S. emeklisi babanızın vefatı durumunda babanızdan dolayı yetim aylığı alabilirsiniz.

Şevket TEZEL

Fazla mesai ücretinin son ücretten hesaplanmayacağı

Av. Ali YÜKSEL / YARGITAY KARARLARI

Av. Cihan AVCI

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 18.11.2002 tarihli 2002/22783 E. ve 2002/21495 K. sayılı ilamı ile fazla çalışma iddiası ile ikame edilen davalarda, işçinin fazla çalışma alacağının hangi ücret üzerinden hesaplanacağını tarif etmiştir. Mesele uygulamada duraksamalara neden olan bir soruna ilişkindir. Gerçekten de mahkemeler işçi tarafından açılan ve fazla mesai ücreti ödenmesi talebini içeren davalarda, işçinin fazla mesai alacağını hesaplarken bazen son ücretini, bazen ise fazla mesai yapılan dönemdeki ücretini dikkate almaktadır. İşte bu karar bu farklılığı tamamen ortadan kaldırabilecek açıklıkta bir karardır. Fazla mesai ücretinin son ücret üzerinden hesaplanarak hüküm altına alınması işveren açısından son derece ağır bir maddi yükü oluşturabilecek mahiyette bir çözüm yoludur. Ancak incelediğimiz kararda Yargıtay dikkate alınacak ücreti fazla mesai yapıldığı sırada geçerli olan ücret olarak belirlemiş ve bir anlamda işveren lehine bir çözümü kabul etmiştir. Kaldı ki adil olan çözüm tarzı da bu olmak gerekecektir.

İncelememize konu davada davacı, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma ve yıllık izin ücreti ile hafta ve genel gündeliklerinin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme isteği kısmen hüküm altına alınmıştır. Yerel mahkemenin kararı davalı işverence temyiz edilmiştir.

Yargıtay davalı yanca temyiz edilen yerel mahkeme kararını incelemiş ve yerel mahkemenin kararını bozmuştur. Buna göre Yargıtay öncelikle, fazla mesai ücretinin çalışılan dönem ücreti üzerinden ödeneceğine hükmetmiştir. Buna rağmen yerel mahkeme kararında davacının haftada 3 saat fazla mesai yaptığını kabul etmiş ancak ücreti son ücret üzerinden hesaplamıştır.

Yargıtay yerel mahkemenin son ücret üzerinden fazla mesai ücreti hesaplaması işlemini yasaya aykırı bularak bozmuştur.

Görüldüğü üzere, işçinin yaptığı fazla çalışma ücreti iş akdinin sonunda yapılan protokol kapsamında veya açılan dava kapsamında hükmedilerek ödendiğinde fazla çalışmanın yapıldığı sıradaki ücreti dikkate alınarak ödenecektir. Bu ücretin ne kadar olduğu ise ücret hesap pusulaları ve bordrolar marifeti ile ispatlanabilecek, tespit edilebilecektir. Öte yandan fazla çalışma

talebi ile açılan davalarda hükmedilen fazla çalışma alacağına yürütülecek faizin başlangıcı işçi tarafından davanın açıldığı veya ihtarnamenin keşide edildiği tarih olacaktır.


Dünya Gazetesi

Memurluğa geçen işçinin kıdem tazminatı

İşçinin kendi iradesiyle ve sınava girip kazanmak suretiyle memur statüsüne geçmiş olması durumunda, iş sözleşmesi işçinin kendi isteği ile sonlandırıldığından dolayı kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesi mümkün olmamaktadır.

Ancak, kamu kurumuna devlet memuru statüsüyle yapılan atama sonucunda, işçilikte geçen süresinin, memur statüsüyle gerçekleşecek emeklilik sırasında dikkate alınarak emeklilik ikramiyesinin hesabında göz önünde bulundurulacaktır.

Yargıtay'ın bir kararında belediyede işçi olarak çalışmaktayken memur statüsüne geçen ve emekli sandığından emekli olan davacıya ödenen emekli ikramiyesinin hesabında işçilikte geçen süre dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay'ın uygulamasına göre, özelleştirilen işyerinde kapsam dışı statüde çalışan işçinin kendi isteği ile kamu kurumlarına atanması halinde kıdem tazminatına hak kazanması söz konusu olmaz.

Kıdem tazminatı ne zaman ödenmeli

İş sözleşmesinin feshedilmesi halinde işçinin iş görme ve işverenin de ücret ödeme yükümlülüğü sona ermektedir. İş sözleşmelerinin sona ermesinde, işçinin ücreti ile sözleşme ve kanundan doğan para ve parayla ölçülmesi mümkün menfaatlerin, iş sözleşmesinin sona ermesi halinde, tam olarak ödenmesi zorunludur.

Ticaret liseli stajyerler

Okullar birkaç güne kadar açılacak. Bu arada başta ticaret ve meslek liseleri olmak üzere mesleki eğitim kanunu kapsamındaki öğrencilerin sigortalılığını yazmak gerekti.

Yirmi ve daha fazla personel çalıştıran işletmeler, çalıştırdıkları personel sayısının yüzde beşinden az, yüzde onundan fazla olmamak üzere mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumu öğrencilerine beceri eğitim yaptırır. Öğrenci sayısının tespitinde kesirler tama iblağ olunur. İşletmelerdeki personel sayısının tespitinde her yılın ocak ayı, yaz mevsiminde faaliyet gösteren işletmelerde temmuz ayı esas alınır. Beceri eğitimi uygulamasına da öğretim yılı başında başlanır.

Ticaret meslek lisesinden gelecek stajyer öğrenciler '3308 sayılı Mesleki Eğitim' kanununa tabidir. Şirket olarak bu kapsamdaki ticaret lisesinden gelen stajyerlere sigorta yapmamız gerekmemektedir.

İşletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilere ödenecek ücret ve bu ücretlerdeki artışlar; öğrenciler için okul müdürlüğü ile işyeri sahibi arasında Bakanlıkça belirlenen esaslara göre düzenlenecek sözleşme ile tespit edilir. Ancak, işletmelerde meslek eğitimi gören öğrenci, aday çırak ve çırağa yaşına uygun asgari ücretin yüzde 30'undan aşağı ücret ödenemez. Yani şu an için (16 yaşından büyüklerde) 207,90 TL'den az olamaz. Bunlar için ayrı bir öğrenci bordrosu düzenlenir.

Öğrencinin eğitimi sırasında işyerinin kusuru halinde meydana gelecek iş kazaları ve meslek hastalıklarından işveren sorumludur.

Öğrencilere ödenecek ücretler her türlü vergiden müstesnadır.

İşletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilere sözleşmenin akdedilmesi ile 5510 sayılı Kanunun iş kazaları ve meslek hastalıkları ile hastalık sigortaları hükümleri uygulanır. Sigorta primleri Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine konulan ödenekle karşılanır.

İşletmelerde mesleki eğitim gören öğrencilere işletmelerce her yıl tatil aylarında bir ay ücretli izin verilir. Ayrıca mazeretleri kabul edilenlere okul müdürlüğünün görüşü alınarak bir aya kadar ücretsiz izin de verilebilir.

Ticaret ve meslek lisesi gibi okullarda staj döneminde sadece iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık sigortası primleri ödenmekte olup, bu sürelerde emekliliğe ilişkin malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primleri ödenmemektedir. Bu nedenle emeklilik başlangıç tarihi olarak kabul edilmeyeceği gibi, gün sayısı olarak da etkisi yoktur.


Star / Resul Kurt

SGK'lıların malulen emekliliği

İbrahim IŞIKLI / SOSYAL GÜVENLİK VE İŞ HUKUKU

Sigortalının veya işverenin talebi üzerine, SGK tarafından yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin Kurum Sağlık Kurulu'nca incelenmesi sonucu, 4-1/a ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az yüzde 60'ını kaybettiği anılan kurulca tespit edilen sigortalı malul sayılmaktadır.

En az on yıldan beri sigortalı bulunup, toplam olarak 1800 gün veya başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malul olan sigortalılar için ise sigortalılık süresi aranmadan 1800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması halinde maluliyetin söz konusu olabileceği hükme bağlanmıştır.

Malullük aylığı alanların çalışmaya başlaması

5510 sayılı kanunun yürürlük tarihinden önce malullük aylığı bağlanmış olan sigortalılardan, kanunun yürürlük tarihinden önce veya sonra çalışmaya başlaması nedeniyle aylıkları kesilenlerin, işten ayrılarak yeniden tahsis talebinde bulunmaları halinde bunların kontrol muayenesine tabi tutulması gerekmektedir.

Sigortalının malullük hali, SGK'ya sevk talebinin 5510 sayılı kanunun yürürlük tarihinden sonra olması nedeniyle yeni hükümlere göre tespit edilecek ve malul olduğu anlaşılan sigortalıya aylık yeniden hesaplanarak bağlanacaktır.

Ancak, sigortalının aylığa hak kazanma koşullarını ikinci talebinde yerine getirmiş olup olmadığına bakılmayacaktır. (506 sayılı kanuna göre 5 yıllık sigortalılık süresi ve ortalama 180 günden aylık bağlanmış ise ve 5510 sayılı kanunun yürürlük tarihinden itibaren yeniden tahsis talebinde bulunduğunda 10 yıllık sigortalılık süresi veya 1800 gün yerine gelmeyebilir.) Malullük hali devam eden sigortalının aylık alma hakkı sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı yönünden kazanılmış hak niteliğinde olduğundan, malullük aylığı bağlanması için gerekli olan şartların sonradan değişmiş olması aylığın kesilmesini gerektirmemektedir.

Malullük aylıklarının üçüncü kişilere rücu edilmesi

5510 sayılı kanunun 39'uncu maddesinde; üçüncü bir kişinin kastı nedeniyle malul olan sigortalıya, bu kanun uyarınca bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının SGK tarafından zarara sebep olan üçüncü kişilere rücu edileceği öngörülmüştür.

Malullük hali, kamu görevlilerinin veya er ve erbaşlar ile kamu idareleri tarafından görevlendirilen diğer kişilerin vazifelerinin gereği olarak yaptıkları fiiller sonucu meydana gelmiş ise, bu fiillerden dolayı haklarında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunanlar hariç olmak üzere, sigortalılara yapılan ödemeler veya bağlanan aylıklar için kurumca, kurumuna veya ilgililere rücu edilmeyecektir.

4-1/a ve 4-1/b sigortalılarından geçirdiği iş kazası veya tutulduğu meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az yüzde 60'ını kaybettiği SGK sağlık kurullarınca tespit edilenlere malullük aylığı bağlanması için yeni bir sağlık kurulu raporu istenmeyecektir. Ancak, bunlardan malullük aylığının başlayacağı tarihten önce kontrol muayenesi sonucu iş göremezlik derecesi yüzde 60'ın altına düşenlere malullük aylığı bağlanmayacaktır.


Dünya Gazetesi

Askerdeyken İsteğe Bağlı Sigortalı Olunabilir mi?

Soru: Bir kişi askerdeyken onun için isteğe bağlı sigorta primi ödenebilir mi? Nasıl isteğe bağlı sigortalı olunur? Beray UYSAL



Cevap: Askere giden kişi 18 yaşını doldurmuş olduğuna göre Bağ-Kur kaydı devam eden bir zorunlu sigortalı konumunda da değilse başvurusu halinde isteğe bağlı sigortalı olmasına engel bir durum bulunmuyor. Askerden önce isteğe bağlı sigortalı olmuşsa da isteğe bağlı primlerine devam edebilir. İlk defa isteğe bağlı sigortalı olabilmek için SGK İl/SGK Merkez Müdürlüklerinden temin edilecek İsteğe Bağlı Sigortalı Giriş Bildirgesi’nin doldurulup, bu formun ikamet adresinin bulunduğu SGK İl/SGK Merkez Müdürlüğüne ulaştırılması gerekirken daha önce İsteğe Bağlı Sigortalı olarak hizmeti bulunanların talep dilekçesi ile başvurmaları mümkün bulunuyor.





Soru: 08.07.1957 doğ. 1977-1990 arasında bin 415 günlük SSK’lı çalışmamdan sonra 15.03.1990’da E.S. iştirakçisi oldum ve 20.07.2007’deki istifama kadar bu çalışmam devam etti. 20 aylık askerlik borçlanmamı henüz yapmadım. İstifamdan sonra herhangi bir sigortalılığım olmadı. Bu şekilde nereden ve nasıl emekli olabilirim? Baki ÖZDEMİR/ZONGULDAK



Cevap: Verdiğiniz bilgilere göre hiçbir çalışmanız ve askerlik borçlanmanız olmasa dahi 08.07.2018’de E.S.’den emekli olabilirsiniz. Askerliğinizi borçlanır ve üzerine 715 gün isteğe bağlı veya SSK’lı yahut Bağ-Kur’lu çalışarak prim öderseniz bu sürenin sonunda E.S.’dan emekli olabilirsiniz.





Soru: 15.01.1967 doğumlu ve 12.10.1987’den başlayarak bin 995 gün Garanti Bankası Emekli Sandığı, 1996-2008 arası 3 bin 129 gün SSK, 18.02.2009’dan itibaren de isteğe bağlı prim ödeyen kızkardeşim ne zaman emekli olabilir? Aydın KARABACAK



Cevap: Çalışmaya 24.05.1987-23.05.1988 arasında başladığı için kardeşiniz SSK’dan 44 yaşını ve 5 bin 225 günü doldurarak emekli olabilir. 20 yıllık sigortalılık süresi ve gün sayısını tamamlayan kardeşiniz 44 yaşını dolduracağı 15.01.2011’de emekli olabilir. Artık prim ödemesine gerek bulunmuyor.





Soru: 02.07.1967 doğ. 01.05.1994 sigorta başlangıçlıyım. Bugüne kadar 3 bin 960 günüm var. Bir yılı hariç diğer tüm primlerimi isteğe bağlı ödedim. Temmuz 2008’den beri isteğe bağlı ödüyorum. Ne zaman emekli olabilirim? Emel KURULAR



Cevap: Ekim 2008 ayından bu yana geçen süredeki primler Bağ-Kur kapsamında sayılıyor. Sigortalılığa 24.05.1993-23.05.1994 arasında başladığınızdan emeklilik için 50 yaş ve 5 bin 675 günü tamamlamak zorundasınız. Kalan bin 715 günün en az 845 gününü 4/a sigortalısı olarak (SSK’lı) çalışıp ödemeniz gerekiyor. O takdirde 02.07.2017’de emekli olabilirsiniz.





Soru: 1957 doğ. 02.01.1978-15.09.1982 arasında E.S. iştirakçisiydim. 01.12.2007 tarihinden beri özel bir şirkette SSK'lı olarak çalışmaktayım. Ne zaman emekli olabilirim? Ayten TÜMER


Cevap: 4 yıl 8 aylık memuriyetiniz üzerine SSK’lı çalışmanızı sürdürüp 01.12.2007’den itibaren 5 yıl 4 aylık (Bin 920 gün) prim eklediğinizde yaştan emekli olabilirsiniz.

Şevket Tezel / Sözcü

Ramazan paketlerinin vergisine dikkat

Geçtiğimiz haftalarda fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara bağışlanan gıda, temizlik,
giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedelinin Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerince gider kaydedilebildiğini belirtmiştik.

Özellikle Ramazan ayında bağışlar sadece, fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflar aracılığıyla gerçekleştirilmiyor. Hayırsever vatandaşlarımız gibi birçok şirket de birçok gıda ve temizlik maddesinden oluşturdukları "Ramazan paketlerini" ihtiyacı olan vatandaşlarımıza dağıtıyorlar.

Ramazan paketini dağıtanın Gelir veya Kurumlar Vergisi mükellefi olması durumunda işin bir de vergi boyutu ortaya çıkıyor. Vergi boyutu ise, Ramazan paketi dağıtılan kişilerin, paketi dağıtan işletmelerin ücretli çalışanı olup olmamasına göre değişiyor.

Yani Ramazan paketlerinin içinde vergi de var diyebiliriz!

İşletme/şirket çalışanlarına dağıtılan Ramazan paketleri: Ramazan paketinin işletme çalışanlarına dağıtılması durumunda, dağıtılan paket "ayni ücret" sayılıyor. Yani çalışanın vermiş olduğu hizmet karşılığında ödenen maaş nasıl nakdi ücret geliri sayılıyorsa, verilen paket de ücret geliri sayılıyor ve ayni ücret olarak vergileniyor.

Ayni ücretin vergilendirilmesinde ise önce bu ayni ücretin nakde çevrilmesi gerekli. Hizmet erbabına verilen ayinler, verildiği gün ve yerdeki ortalama perakende fiyatlarına göre değerleniyor. (Bknz: Gelir Vergisi Kanunu md-63)

Ramazan paketlerini hazır olarak satın alan firmalar, satın alma bedeli olarak ödedikleri bedeli ortalama perakende fiyatı olarak dikkate alabilecekler. İhtiyaç maddelerini toptan alıp paketleri kendileri hazırlayan mükellefler de ödedikleri toptan tutarı esas alabilirler. Satın alma bedelleri işletmeler tarafından gider kaydedilebiliyor.

Dolayısıyla Ramazan paketi için ödenen tutarlar (KDV dahil), çalışanlara ödenmiş net ücret olarak kabul edilecek. Daha sonra ise bu tutarın brütleştirilerek çalışanın o ayki ücret matrahına eklenmesi ve ücret geliri olarak vergilemeye tabi tutulması gerekiyor. Böylece Ramazan paketi bir yandan ayni ücret olarak vergilenecek diğer taraftan da gider kaydedilmiş olacaktır. Örneğin 100 TL+18 TL bedelle alınmış bir paket için net ücret 118 TL kabul edilip brütleştirilecek.

Ramazan paketlerinin ücret olarak vergilenmesinin yanı sıra, aynı zamanda paketleri dağıtan işletmelerin bu paketleri satış yapmış gibi işlem yapmaları gerekli. Yani dağıtılan Ramazan paketinin bedeli dağıtım sırasında gelir kaydedilip KDV hesaplanmalı. Gene 100 TL bedelle alınan paket dağıtılıyorsa, 100 TL gelir kaydedilecek ve bu tutar üzerinden KDV hesaplanacak. Zira bedelsiz teslimlerde emsal bedel üzerinden KDV hesaplanması gerekiyor. (Bknz: KDV Kanunu md-27) Ramazan paketi için ödenen tutarlar (KDV hariç) KDV matrahı olarak dikkate alınabilecek.
İşletme/şirket çalışanı olmayanlara dağıtılan Ramazan paketleri: Bu durumda ayni ücretten bahsedilemeyecek. Fakat gene dağıtılan paketlerin satışı yapılmış gibi işlem yapılması gerekiyor. Zira bu paketlerin alımı sırasında ödenen bedeller gider kaydediliyor. İşletmelerin ticari faaliyeti ile ilgisi bulunmayan paket dağıtımları dolayısıyla kayıtlara gider yansımaması için gelir kaydı yapılması gerekiyor. Yine alımda ödenen ve indirilen KDV'nin de telafisi için emsal bedel üzerinden KDV hesaplanması gerekiyor.

Bugün / İsmail Kökbulut

Ramazan paketlerinin vergisine dikkat

Geçtiğimiz haftalarda fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara bağışlanan gıda, temizlik,
giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedelinin Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerince gider kaydedilebildiğini belirtmiştik.

Özellikle Ramazan ayında bağışlar sadece, fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflar aracılığıyla gerçekleştirilmiyor. Hayırsever vatandaşlarımız gibi birçok şirket de birçok gıda ve temizlik maddesinden oluşturdukları "Ramazan paketlerini" ihtiyacı olan vatandaşlarımıza dağıtıyorlar.

Ramazan paketini dağıtanın Gelir veya Kurumlar Vergisi mükellefi olması durumunda işin bir de vergi boyutu ortaya çıkıyor. Vergi boyutu ise, Ramazan paketi dağıtılan kişilerin, paketi dağıtan işletmelerin ücretli çalışanı olup olmamasına göre değişiyor.

Yani Ramazan paketlerinin içinde vergi de var diyebiliriz!

İşletme/şirket çalışanlarına dağıtılan Ramazan paketleri: Ramazan paketinin işletme çalışanlarına dağıtılması durumunda, dağıtılan paket "ayni ücret" sayılıyor. Yani çalışanın vermiş olduğu hizmet karşılığında ödenen maaş nasıl nakdi ücret geliri sayılıyorsa, verilen paket de ücret geliri sayılıyor ve ayni ücret olarak vergileniyor.

Ayni ücretin vergilendirilmesinde ise önce bu ayni ücretin nakde çevrilmesi gerekli. Hizmet erbabına verilen ayinler, verildiği gün ve yerdeki ortalama perakende fiyatlarına göre değerleniyor. (Bknz: Gelir Vergisi Kanunu md-63)

Ramazan paketlerini hazır olarak satın alan firmalar, satın alma bedeli olarak ödedikleri bedeli ortalama perakende fiyatı olarak dikkate alabilecekler. İhtiyaç maddelerini toptan alıp paketleri kendileri hazırlayan mükellefler de ödedikleri toptan tutarı esas alabilirler. Satın alma bedelleri işletmeler tarafından gider kaydedilebiliyor.

Dolayısıyla Ramazan paketi için ödenen tutarlar (KDV dahil), çalışanlara ödenmiş net ücret olarak kabul edilecek. Daha sonra ise bu tutarın brütleştirilerek çalışanın o ayki ücret matrahına eklenmesi ve ücret geliri olarak vergilemeye tabi tutulması gerekiyor. Böylece Ramazan paketi bir yandan ayni ücret olarak vergilenecek diğer taraftan da gider kaydedilmiş olacaktır. Örneğin 100 TL+18 TL bedelle alınmış bir paket için net ücret 118 TL kabul edilip brütleştirilecek.

Ramazan paketlerinin ücret olarak vergilenmesinin yanı sıra, aynı zamanda paketleri dağıtan işletmelerin bu paketleri satış yapmış gibi işlem yapmaları gerekli. Yani dağıtılan Ramazan paketinin bedeli dağıtım sırasında gelir kaydedilip KDV hesaplanmalı. Gene 100 TL bedelle alınan paket dağıtılıyorsa, 100 TL gelir kaydedilecek ve bu tutar üzerinden KDV hesaplanacak. Zira bedelsiz teslimlerde emsal bedel üzerinden KDV hesaplanması gerekiyor. (Bknz: KDV Kanunu md-27) Ramazan paketi için ödenen tutarlar (KDV hariç) KDV matrahı olarak dikkate alınabilecek.
İşletme/şirket çalışanı olmayanlara dağıtılan Ramazan paketleri: Bu durumda ayni ücretten bahsedilemeyecek. Fakat gene dağıtılan paketlerin satışı yapılmış gibi işlem yapılması gerekiyor. Zira bu paketlerin alımı sırasında ödenen bedeller gider kaydediliyor. İşletmelerin ticari faaliyeti ile ilgisi bulunmayan paket dağıtımları dolayısıyla kayıtlara gider yansımaması için gelir kaydı yapılması gerekiyor. Yine alımda ödenen ve indirilen KDV'nin de telafisi için emsal bedel üzerinden KDV hesaplanması gerekiyor.

Bugün / İsmail Kökbulut

65 yaş aylığı nasıl alınır?

İSA KARAKAŞ
isakarakas@gmail.com

YAŞLILIKLA birlikte çalışma gücü azalmaktadır. Çalışma gücünün azalmasına bağlı olarak da gelir elde ederek yaşamı sürdürmek zorlaşmaktadır. Bu nedenle sosyal güvenlik uygulamasında “Yaşlılık” bir risk olarak kabul edilmekte ve gerekli şartların yerine getirilmesi halinde emeklilik aylığı bağlanmaktadır.
Kayıt dışı çalışanların ise yaşlanmaları halinde emekli olmaları mümkün bulunmamaktadır. Hele ki belli bir birikimlerinin de bulunmaması durumunda yaşamlarını idame ettirmeleri tamamen güçleşmektedir. Bu durumdaki vatandaşların yaşlanmaları halinde düşecekleri zor durumu hali göz önünde bulundurularak herhangi bir karşılık beklenmeden belirli şartlarda aylık bağlanmaktadır. Bu aylığa halk arasında 65 aylığı denmektedir.
t 65 yaş aylığı kimlere verilmektedir?
65 aylığı; 65 yaşını doldurmuş, kendisine kanunen bakmakla mükellef kimsesi bulunmayan, sosyal güvenlik kuruluşlarının herhangi birisinden her ne ad altında olursa olsun bir gelir veya aylık hakkından yararlanmayan, nafaka bağlanmamış veya bağlanması mümkün olmayan, mahkeme kararıyla veya doğrudan doğruya kanunla bağlanmış herhangi bir devamlı gelire sahip bulunmayan ve muhtaçlığını İl veya İlçe İdare Heyetlerinden alacakları belgelerle kanıtlayan Türk Vatandaşlarına hayatta bulundukları sürece verilmektedir.
65 yaşın bitiminin tespitinde, ilgililerin nüfus kütük kayıtlarındaki doğum tarihleri esas alınmaktadır. Doğum tarihlerinde yapılacak düzeltmeler ile 65 yaş kanunun yayımlandığı (1976) tarihten geriye doğru bir yıl içinde yapılmış düzeltmeler nazara alınmamaktadır.
t Aylık için müracaat ve istenen belgeler
AYLIK için başvuruda bulunacak olan yaşlının İkametgâhının bağlı bulunduğu yerdeki Defterdarlık veya Malmüdürlüklerine T.C kimlik numarasının bulunduğu kimlik belgesi ile birlikte müracaat edilmesi gerekmektedir.
İstenilen Belgeler;
1) Başvuru Formu (Bu formda yer alan; aylık istek dilekçesi ile mal bildirim belgesi aylık talebinde bulunan tarafından doldurulup, imzalanacaktır.)
2) Muhtaçlık belgesi, (ikametgâh ilmühaberi ve vukuatlı nüfus kayıt örneği ise yetkililerce doldurularak imzalanacak ve mühürlenecektir.) ile
3) Aylık talebinin vasi tarafından yapılması hallerinde mahkemeden alınmış vasilik kararı gerekmektedir.
t Aylığın miktarı ve ödenmesi
65 aylığı; 300 gösterge rakamının her yıl bütçe kanunu ile tespit edilecek katsayı ile çarpımından bulunacak tutarda aylık bağlanmaktadır. Bu aylıklar, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından belirlenecek ödeme gün ve dönemlerinde peşin olarak ödenmektedir. Aylığa hak kazanma başlangıç tarihi ile ilk aylık ödemesinin yapıldığı ödeme döneminin ilişkin olduğu aya kadar olan haklar için defaten ödeme yapılmaktadır.
Peşin verilen gelir ve aylıklar durum değişikliği veya ölüm halinde geri alınmamaktadır. Ancak, aylık bağlama ile ilgili geçim şartının kalkması halinde, aylıklar bu şartın kalktığı tarihi takip eden dönem başından itibaren kesilmektedir.
Sorularınıza cevaplar
SSK’LI olarak çalışan oğlum nedeniyle sağlık yardımlarından faydalanmak için nereye başvurmam gerekmektedir. (R. Sönmez / Elazığ)
Sayın Sönmez, her türlü sağlık hak sahipliği işlemleri, Sosyal Güvenlik İl Müdürlüklerinde yapıldığından, sizin de bulunduğunuz Elazığ Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne başvuru yapmanız lazımdır.
Halen bir işyerinde asgari ücretle çalışmaktayım. Malullük aylığı başvurusu için sakatlık derecemin ne kadar olması gerekmektedir. (A. Aykın / Uşak)
Sayın Aykın, yeni sosyal güvenlik uygulama Kanununa göre malul sayılmak için çalışma gücünün %60 oranında azalmış olması gerekmektedir.

Tercüman

İŞKUR staj programı ve meslekî eğitim çalışmaları

Türkiye, uzun zamandan beri meslek eğitimi hususunda sağlam adımlar atma niyetini açığa vurmasına rağmen, ayağını yer sağlam basan kurumsal çalışmalarla bu bakışı biçimleme konusunda hep çekingen kalmıştı. Her ne kadar işverenlerin meslekî eğitim almış kişileri çalıştırma zorunda olduğunu kurala bağlayan yasal düzenleme, geçen sene İş Kanunu'na girmişse de bu alanda geleceği kuşatan bir yeniden yapılanma sürecini henüz oluşturamamıştık. Ancak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün ile Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) Başkanı Yusuf Ziya Özcan, geçen hafta bir araya gelerek "meslekî eğitimde işbirliği" hususunu değerlendirdiler ve toplantı sonrasında geniş olmamakla birlikte ilkeler itibariyle doğru mesajlar verdiler.

Bu mesajlarda öne çıkan vurgulardan birisi, işsizlik-mesleksizlik bağlamı, diğeri de yine buna bağlı olarak mesleksizliğin de meslek eğitimi yetersizliğinden kaynaklandığı; bunun için eğitimde düz lise eğitimi ağırlıklı değil, meslek lisesi ağırlıklı bir modelin tercihiyle kalitesi yüksek meslekî eğitimle iş âleminin meslekli eleman ihtiyacının doğru ve etkin bir şekilde karşılanmasıdır. Eğitimin mesleksiz insan fabrikası gibi çalışması çok sakıncalı bir durum olmasına ve ülkemizin dinamizmini bozmasına rağmen, bu alanda adımların yeni süreçte cesaretlenmesini geç kalmış buluyorum. Çok hızlı çalışılması gerekiyor. İşte bu anlamda Türkiye İş Kurumu(İŞKUR)'nun staj programını bu hızlı çalışmaya bir örnek olarak görüyorum.

Staj programlarının mahiyeti ve icrası

İŞKUR, işyerlerimize staj programı uygulaması öneriyor. Ve işyerlerinde hangi tahsil düzeyindeki işsizlere uygulanacağının belirlenmesi de isteniyor.

Bilindiği üzere, Başbakan tarafından açıklanan yeni yatırımlar ve istihdamın teşvik edilmesine yönelik pakette Türkiye İş Kurumu tarafından yürütülmekte olan "Aktif İşgücü Programlarına ilişkin önemli düzenlemeler" getirilmiş; Kurumda kayıtlı en az lise düzeyinde eğitim kurumlarından mezun olmuş işsizlerin mesleki yeterliliklerini geliştirebilecekleri "Staj Programları" uygulaması benimsenmiştir.

Staj Programları, en az 10 çalışanı bulunan özel sektör işyerlerinde düzenlenmektedir. Stajyerler staj başlamadan önceki 3 aylık dönemde işyerine ait prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı sigortalılar dışından seçilecektir.

Staj sözleşmesini, 16 yaşını bitirmiş işsizlerle, staj yapılacak işyerinin yetkili temsilcisi imzalayacak; staj süresi, günde en az 5 en fazla 8 saat, haftalık 40 saat, en fazla 6 ay olacak; öğrenci olmayanlar, staja katılabilecek; programlara katılan stajyerlere her fiili bir gün için 15 TL kursiyer zaruri gideri; ayrıca 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Genel Sağlık Sigortası Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında İş Kazası ve Meslek Hastalığı Sigorta Primleri Kurumca ödenecek; stajyer sayısı, staj programları başlamadan önceki son altı aylık dönemde işyerine ait aylık prim ve hizmet belgelerinde bildirilen ortalama sigortalı sayısının 1/20 sinden fazla olmayacak, stajyer sayısının tespitinde yarımdan fazla olan kesirler tama iblağ edilecektir.

Detayları biraz açacak olursak;

*Kurumca; en az lise düzeyindeki eğitim kurumlarından mezun olmuş işsizlerin, mesleki yeterliklerini geliştirebilecekleri staj programları düzenlenebilir.

*Programdan yararlanacak işyerlerinin kuruma kayıt olması zorunludur.

*Staj programları en az 10 çalışanı bulunan işyerlerinde düzenlenir.

*Bir işsiz, staj programlarından bir kez yararlanabilir.

*Stajyerlerin,

a-Staj programlarının başlamadan önceki 3 aylık dönemde işyerine ait prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı sigortalılar dışında olması,

b-Son altı aylık dönemde işyerine ait aylık prim ve hizmet belgelerinde bildirilen ortalama sigortalı sayısına ilave olması,

c-Fiilen staj yaptırılması gerekir.

*Stajyerlere sözleşme hükümlerine aykırı herhangi bir iş yaptırılmayacaktır.

*Stajyerlerin programa devam etmeleri zorunludur. Kabul edilebilir mazereti olan stajyerlere, işveren ya da işveren vekili tarafından, yazılı olarak mazeret izni verilebilir. Ancak, bu izin sürelerinin toplamı, doktor raporu ile tevsik edilebilen en fazla 5 günlük sağlık izni dışında, hangi sebeple olursa olsun toplam program süresinin 1/10'unu aşamaz. Bu sürenin aşımı halinde, stajyerlerin programla ilişikleri kesilir.

*Kamu kurum/kuruluşlarında staj programları uygulanmaz.

*İşyerleri iş kazası ve meslek hastalığı konusunda gerekli önlemleri almak zorundadır. Stajyerin eğitim aldığı sırada iş kazası olması ve stajyer ya da stajyerlerin iş kazasına maruz kalmaları durumunda kaza, stajyerin eğitim veya staj için bulundukları işyerinin işverenleri tarafından, kazanın olduğu yerdeki yetkili kolluk kuvvetlerine derhâl, Sosyal Güvenlik Kurumuna ise en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde bildirilir.

*Sözleşmenin feshedilmesi durumunda, İl/şube müdürlüğünün uygun görmesi halinde; stajyerler yeni bir işyerinde staj programlarına devam edebilirler. Ancak devam edilecek staj programı ile yapılan stajın toplam süresi altı aylık süreyi aşamaz.

STAJ PROGRAMLARINA KATILMA ŞARTLARI

1-Kuruma kayıtlı işsiz olmak,

2-En az 16 yaşından gün almış olmak,

3-En az lise ve dengi okul mezunu olmak.

4-Öğrenci olmamak (Açık öğretim, beklemeli öğrenciler, kayıtlarını dondurmuş olanlar ve ikinci öğretime devam eden öğrencilerin programlara katılmalarına, program sonunda da istihdam edilmelerine engel yoktur.)

Yeni şafak / Tahsin Sınav.

Yurtdışı borçlanmasıyla emeklilik

Soru: Sadettin Bey, ben 09.04.1970 Almanya doğumluyum. 06.02.1989 ile 08.08.2004 yılları arasında sadece Almanya'da isçi emekli kasasına prim ödemiş bulunuyorum.
Eşim ise 01.12.1973 Türkiye doğumlu, ev kadını. Almanya'ya girişi 1993 yılında gerçekleşti ve ne Türkiye'de ne de Almanya'da hiç çalışmadı. Yalnız 3 çocuk doğumuyla çocuk başına üçer yıl emekli primi ödemiş gibi (3 çocuk x 3 yıl = 9 yıl) kabul ediliyor. Bu bilgilere göre eşimin ve benim yurtdışı borçlanma şartlarımız nedir? Emeklilik için ne kadar borçlanarak ödememiz gerekir? Fazıl

Cevap: Fazıl Bey, öncelikle sizin durumunuza açıklık getirelim. Sizin, Almanya'da çalışarak geçirdiğiniz süreleri (Türk vatandaşlığınız var ise) Türkiye'de borçlanarak emekli olma şansınız var. Verdiğiniz tarihlere göre yaklaşık 15.5 yıl (5.580 gün) borçlanma hakkınız mevcut. Ancak Türkiye'de borçlanma yapmadan önce bir gün bile olsa bir işyerinde sigortalı çalışmanızı tavsiye ederim. Böylece, örneğin bugün itibarıyla borçlanma yaptığınızı varsayarsak 9.000 gün yerine 5.675 gün ve 54 yaşınızı doldurarak emekli olabilirsiniz. Bu 5.675 günün 5.580 gününü yurtdışı borçlanmayla, kalan 95 günü ise bir işyerinde çalışarak dolduracaksınız.

Eşinize gelince, kendisi ev hanımı olarak yurtdışında bulunduğu sürenin tamamını borçlanabilir. Eşiniz mecburen Bağ-Kur statüsünde borçlanma yapacağı için, 7.200 günü doldurması gerekiyor. Ayrıca yaş olarak da 49 veya 50 yaşını tamamlaması gerekir.

Öte yandan Almanya'daki primlerinizi Türkiye'ye transfer ettirerek kısmi veya tam yurtdışı aylığı alma şansınız da var. Tercih size ait.

SSK girişimin bir faydası olur mu?

Soru: Sadettin Bey, ben 16.09.1968 doğumluyum. 1983 yılında SSK'ya girişim ve 82 gün prim ödemem var. Ağustos 1989'dan Mart 1990'a kadar aralıksız Bağ-Kur prim ödemem var.

Sonra 12 aylık bir yedek subaylık dönemim var. Ardından Ağustos 1991'den bugüne kadar da aralıksız Bağ-Kur prim ödemem var ve iş hayatına devam ediyorum. Bu bilgilere göre nasıl ve ne zaman emekli olabilirim? Ayrıca 1983 yılındaki SSK girişimin bana bir faydası olacak mı? M. Murat Demirel

Cevap: Değerli okurum, bundan sonra da Bağ-Kur kapsamında prim ödemeniz durumunda, 9.000 gün ve 51 yaş şartlarıyla emekli olursunuz ve 1983 yılındaki SSK girişinizin size herhangi bir faydası olmaz. Ancak bundan sonra Bağ-Kur kapsamından çıkar da bir işyerinden sigortalı olursanız, 3.5 yıl (1260 gün) çalıştıktan sonra 47 yaşınızı dolduracağınız 16 Eylül 2015 tarihinde emekli olursunuz. Yani Bağ-Kur'dan SSK'ya geçmeniz, size 4 yıl erken emeklilik avantajı sağlıyor.

İsteğe bağlı sigorta Bağ-Kur'a mı sayılıyor?

Soru: Sadettin Bey merhaba. Ben isteğe bağlı olarak sigorta primi ödememi yapıyorum. Fakat bu şekilde devam etmem sonucunda Bağ-Kur'dan emekli olacakmışım. Bu doğru mudur? Zira benim 6 yıl daha ödemem gerekiyor. Öte yandan ben 2 yıldır rahmetli babamdan yetim aylığı alıyorum. Eğer ben isteğe bağlı primimi ödemeye devam edersem hem babamdan hem de kendi emekliliğimden aylık alabilecek miyim? İsimsiz

Cevap: Değerli okurum, 1 Ekim 2008 itibarıyla SSK'ya isteğe bağlı prim ödeme imkânı kaldırıldı. Dolayısıyla bu tarih itibarıyla isteğe bağlı sigorta kapsamında ödenen primler eski adıyla Bağ-Kur, yeni adıyla 4/b kapsamında değerlendiriliyor. Eğer emeklilik tarihinizden geriye doğru 1260 günden fazla isteğe bağlı prim ödemiş olursanız, siz de Bağ-Kur kapsamında daha fazla prim ödeyerek emekli olursunuz. Bu durumdan sakınmak için, kalan 6 yılın 2.5 yılını isteğe bağlı, son 3.5 yılını ise bir işyerinden sigortalı olarak doldurmanız yararınıza olur. Öte yandan kendi sigortalılığınızdan dolayı emekli aylığına hak kazanmanız durumunda, babanızdan almakta olduğunuz yetim aylığı kesilecektir.

Askerlik borçlanması, sigorta başlangıcımı etkiler mi?

Soru: Sadettin Bey 07.06.1988 tarihinde askerden sonra işe başladım. 1999 yılında 550 Gün olarak askerlik ödememi yaptım. Toplam 7.320 gün ödenmiş pirimim var. Sizden öğrenmek

istediğim, askerliğimi borçlandığım için SSK girişim 1.5 yıl geriye gider mi? Ayrıca gün, ay ve yıl olarak hangi tarihte emekli olabilirim? Yaşar Alakazlı
Cevap: Yaşar Bey, askerlik borçlanması yaptığınız için sigorta başlangıcınız 1 yıl 6 ay 10 gün geri gider ve 28.12.1986 olur. Buna göre 5.375 prim günü ve 50 yaşınızı doldurarak emekli olacaksınız. Doğum tarihinizin üzerine 50 yaşı eklerseniz, emekli olacağınız tam tarihi bulursunuz.

Bugün / Sadettin Orhan

Bağımsız Çalışan Emeklilere SGDP Borcu Kapıya Dayandı

Soru: Öteden beri kendi nam ve hesabıma çalışmaktayken 2003 yılında SSK’dan emekli oldum. Bu güne kadar SGDP ödemedim. Geriye dönük olarak ne gibi işlem yapılacak? Ali YÜKÇÜ



Cevap: 2003/Eylül ayından başlanarak Bağ-Kur emeklileri yanında SSK ve E.S. emeklilerinden bağımsız çalışmaya başlayanlar için de destek primi (SGDP) ödeme zorunluluğu başlatıldı. Bu uygulamadan zamanında haberiniz olsa da olmasa da yakında size de yaklaşık 8 bin TL tutarında borç tebligatı yapılacak. Paranız varsa öder, yoksa yeni bir prim yapılandırma hakkı çıkması umuduyla bekleyebilirsiniz. 01.10.2008 öncesinde 12.gelir basamağının yüzde 10’u tutarında olan borç, 2009 yılı için emekli aylığının yüzde 13’ü kadar uygulanıyor. 2010’da yüzde 14 ve ilerleyen yıllarda da yüzde 15 oranında uygulanacak prim oranı ödenmediği takdirde artmaya devam edecek.





Soru: 25.07.1968 doğ. 01.02.1989’da sigortalılığım başladı. Halen çalışmaya devam ediyorum ve 6 bin 946 günüm var. İki şartı yerine getirdiğim için bugün emeklilik dilekçesi verebilir miyim? Seval GÜNERERGİN/İZMİR



Cevap: 5 bin 300’den fazla gününüz olduğuna göre ve sigortalılığa da 24.05.1988-23.05.1989 arasında başladığınız için 45 yaşı doldurunca emekli olabilirsiniz. 45 yaşı doldurmasanız da 15 yıl ve 3600 gününüzün bulunması tazminatınızı alarak işten ayrılmanız için yeterli bulunuyor. Aylık başvurusunu ise en erken 25.07.2013’te yapmanız gerekiyor.





Soru: 07.03.1952 doğ. 1985-89 arasında 3 yıl 9 aylık Bağ-Kur sigortalılığım, 1993-2008 arasındaki 9 yıl 7 aylık Tarım Bağ-Kur sigortalılığım ve borçlandığım 20 aylık askerliğim göz önüne alınırsa en kısa yoldan hangi tarihte emekli olabilirim? Nuri AYDEMİR



Cevap: 01.10.1999’da 15 yıl ve 55 yaşı doldurmanıza kalan süreye göre Tarım Bağ-Kur’luluktan yaştan emekli olmak için 57 yaşını doldurmanız gerekiyor. Ki verdiğiniz bilgiye göre bu da tamam olduğundan dilediğiniz gün emeklilik başvurusu yapabilirsiniz.





Soru: 01.08.1961 doğ. 01.09.1985’te SSK’lı olarak çalışmaya başlayıp 3 bin 627 gün prim ödedikten sonra 04.10.2000’den beri Bağ-Kur sigortalılığına devam ediyorum. 1983-85 yılları arasındaki askerliğimi borçlanırsam ne zaman emekli olurum? İsmail SAĞLAM



Cevap: Askerliğinizi de borçlanırsanız 01.06.2002’deki hizmet miktarına göre 51 yaşa tabi olursunuz. Bağ-Kur sigortalılığına devam ederseniz 2014’te 25 yılı doldurduğunuzda emekli olabilirsiniz.





Soru: 06.11.1955 doğ. Şubat 1981’den beri SSK sigortalısıyım. 9 aylık sigorta çakışmam var. 4 bin 363 günlük primim bulunuyor. 610 günlük askerliği borçlanırsam ne zaman emekli olabilirim? Yaştan emekli olma şansım var mı? Osman ŞAHİN


Cevap: Askerliği borçlanıp kalan miktarı da isteğe bağlı veya çalışarak ödemek suretiyle çakışmasız 5 bin 75 günü tamamlarsanız hemen emekli olabilirsiniz. Bu şekilde beklerseniz 58 yaşı dolduracağınız 06.11.2013’te yaştan emekli olabilirsiniz.

Şevket Tezel / Sözcü

Miras kalan malın vergisi nasıl ödenir?

Bir kişiye miras kalması veya çekiliş neticesinde ikramiye çıkması halinde elde edilen kazanç üzerinden Veraset ve İntikal Vergisi alınıyor.

Maliye, zaman zaman verasetten ciddi bir gelir elde etmediğini, karşılıksız intikalleri de Gelir Vergisi kapsamına alarak Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'nu yürürlükten kaldıracağını açıklıyor. Ancak şimdiye kadar bir gelişme yaşanmadı. Kanuna göre TC tabiyetinde bulunan şahıslara ait mallar ile Türkiye'de bulunan malların veraset yoluyla veya herhangi bir şekilde karşılıksız olarak bir kişiye intikali Veraset ve İntikal Vergisi'ne tâbi. Yani Türk vatandaşlarına ait dünyanın her yerindeki mallar ile sahibinin tabiyeti neresi olursa olsun Türkiye sınırları içerisindeki malların ivazsız intikallerinden bu vergi alınıyor. İvazsız intikalden kasıt, hibe yoluyla veya herhangi bir tarzda olan karşılıksız kazançlardır. Buna göre ölenlerden yakınlarına kalan miras ile çeşitli kuruluşlar tarafından tertiplenen çekiliş ve yarışmalarda kazananlara dağıtılan para, menkul ve gayrimenkul mallar ivazsız iktisap olup verginin konusuna girer. Veraset ve İntikal Vergisi'nin mükellefi veraset yoluyla veya ivazsız bir tarzda mal iktisap edenlerdir.

Her büyük şehirde Veraset ve İntikal Vergisi ile ilgilenmesi için bir vergi dairesi ayrılmıştır. Küçük şehirlerde ise vergi dairesi içinde bir birim görevlendirilmiştir. Veraset yoluyla kendilerine miras kalanlar iktisap ettikleri malları vergi dairesine bildirmek zorunda. Beyannamenin verilme zamanı miras bırakanın öldüğü yer ile malların bulundukları yerlere göre farklılık gösterir. Vefat eden bir kişiden miras edinenler Veraset ve İntikal Vergisi beyannamesi vermeli. Beyanname verme süresi ölüm Türkiye'de, mirasçılar da Türkiye'de ise 4 ay; ölüm Türkiye'de mirasçılar yurtdışında ise 6 ay; ölüm yurtdışında mirasçılar Türkiye'de ise 6 ay; ölüm yabancı bir ülkede mirasçılar ölümün olduğu ülkede ise 4 ay, ölüm yabancı ülkede mirasçılar başka bir yabancı ülkede ise 8 aydır. Miras dışında diğer suretle oluşan intikallerde malların hukuken elde edildiği tarihi takip eden bir ay içinde beyanname verilmeli. Gerçek veya tüzel kişilerce düzenlenen yarışma ve çekilişler ile 5602 sayılı kanunda tanımlanan şans oyunlarında, yarışma ve çekiliş ile müsabakaların yapıldığı günü takip eden ayın 20'nci günü akşamına kadar verilmeli. Yalnız bu şekilde elde edilen intikallerde beyannameyi ikramiyeyi kazanan kişi değil, yarışmayı/çekilişi düzenleyen kişi veya kurum verir. Beyanname vermekle sorumlu olanlar kazanılan ikramiyenin fatura değeri üzerinden yüzde 10 oranında vergi hesaplayıp tevkif edecek ve bunu ertesi ayın 20'sine kadar beyan edip ödeyecektir. Beyan edilecek malların değerlerinden beyannamede gösterilmek şartıyla aşağıdaki giderler indirilebilir:

Veraset yoluyla gerçekleşen intikallerde murisin (ölenin) belge ile ispatlanabilen borçları ile vergi borçları;

Diğer şekilde iktisaplarda intikal eden mala ait borçlarla, vergi borçları (Mesela arabaya ait taksitler veya vergi borçları);

TC tabiyetinde olan şahıslara ait mallardan yabancı memleketlerde bulunanlara taalluk eden borçlar ve yabancı memleketlerde bu mallar dolayısıyla alınan Veraset ve İntikal vergileri;

Cenazenin teçhiz ve tedfini için yapılan masraflar.

VERGİDEN İSTİSNA TUTULAN HALLER

Veraset ve İntikal Vergisi'nde bazı mallar vergi kapsamına alınmazken vergi kapsamına alınan mal ve paraların da belirli bir kısmı vergiden istisna tutuluyor. Veraset yoluyla intikal eden ev eşyası ile murise ait şahsi eşyalar ve aile hatırası olarak muhafaza edilen tablo, kılıç, madalya gibi eşyalardan ve örf ve âdete göre verilmesi mutat bulunan hediye, cihaz, yüz görümlüğünden vergi alınmıyor. Ayrıca menkul ve gayrimenkul mallardan füruğ ve eşten her birine isabet eden miras hisselerinin 107 bin 604 TL'si, füruğ bulunmaması halinde ise eşe isabet eden miras hissesinin 215.336 TL'si vergi matrahı dışında bırakılıyor. Geriye kalan değer üzerinden vergi hesaplanıyor. Miras şeklinde olan intikallerde vergileme yüzde 1 ile başlayıp yüzde 10'a kadar çıkan artan oranlı bir tarife ile yapılıyor. Para ve mal üzerine düzenlenen yarışma ve çekilişler ile Şans Oyunları Hasılatından Alınan Vergi, Fon ve Payların Düzenlenmesi Hakkında Kanun'da tanımlanan şans oyunlarında kazanılan ikramiyelerin 2.481 TL'si vergiden istisna.

Veraset Vergisi'nden ciddi bir gelir elde edilmesi zor. Öte yandan diğer türlü intikallerden elde edilen gelirler vergi kapsamında tutulmalı. Bunun Gelir Vergisi Kanunu'na ilave edilerek alınması da mümkün. Ayrıca birçok kişi ev, gayrimenkul alarak bunun rantından faydalanıyor. Bu işi ticari olarak yapanlar ticari kazanç üzerinden vergilendiriliyor ama şahsi olarak alıp satanlar tamamen vergi dışı. Elinde biraz nakdi bulunan birisi bir arsa veya ev alıyor. Biraz elden geçirip tamir ettikten sonra yüksek fiyata satıyor. Bu kazançların çoğunu Maliye tespit edemiyor bile. Zaten alınan gayrimenkul 4-5 yıl elde tutulduktan sonra satıldığında kanunen de vergi kapsamı dışına çıkıyor. Dolayısıyla yol, metro, köprü, park, okul, hastane gibi kamu hizmetleri veya zaman geçmesi sonucunda sahibine rant sağlayan gayrimenkullerin vergi kapsamına alınması gerekir. Vergi kapsamı dışında kalmak için geçirilmesi gereken sürenin 5 yıldan daha uzun bir süreye uzatılması gerekir.

Vergi dairesince istenen belgeler

Ölenin ölmeden önce ikamet ettiği mahalle muhtarından alınacak ölüm ve mirasçı bildirimi, bir adet veraset ilamı (sulh hukuk mahkemesinden alınır), vârislere intikal eden gayrimenkullerin tapu fotokopisi, gayrimenkullerin bağlı olduğu belediyelerden emlak beyannamesinin tasdikli sureti, ölenin adına bankalarda bulunan hak ve alacaklarını belirten belge (bankadan alınır), ölene ait otomobil, silah vb. malların ruhsat fotokopileri, hisse senetleri fotokopileri. Ayrıca gayrimenkuller işletmeye dahil olsun veya olmasın Emlak Vergisi'ne esas olan değerle, menkul mallar ise değerleme günündeki normal alım satım değeri ile beyan edilmeli.


Zaman / Ahmet Yavuz

AŞ Hisselerinin Devrinde Vergi - 2

Geçen yazımızda aile şirketi veya kapalı anonim şirket olarak da adlandırılan anonim şirketlerde hisse senetlerinin devir kazancının vergilendirilmesini irdelemiştik.
Ancak birçok kapalı anonim şirkette hisse senetleri bastırılmamış durumdadır. Bu gibi şirketlerde, iki durum söz konusu olabilmektedir. Birinci durumda, şirket "ilmühaber" adı verilen geçici hisse senedi çıkarmış olabilir. İkinci durumda ise şirketin hisseleri ne ilmühabere ne de hisse senedine bağlanmış olabilir. Yani paylar, senede bağlanmamış durumda, çıplak halde olabilir. Bu yazımızda da bu iki ihtimali irdelemeye çalışacağız.
Gelir Vergisi Kanunu'nun, hisse devir kazançlarını kapsamına alan ve iktisaptan itibaren iki yıl geçtikten sonra satış kazancını verginin konusu dışına çıkaran mükerrer 80. maddesi hükmü, bu konuda devredilenin menkul kıymet olması koşulunu aramıştır. Zaten biz de önceki yazımızda hep, hissenin devri değil, hisse senedinin devri olarak konuyu aktardık.
Anonim şirketlerin hisse senedi bastırmadan önce hisse senetlerini bastırıp dağıtıncaya kadar geçerli olmak üzere ilmühaber çıkarmaları da ihtimal dahilindedir. Pek çok şirket ilmühaber ihracının maliyetsiz olması, hisse senedi gibi tedavül olanağının bu şekilde de sağlanabiliyor olması ve her bir hissedar için birden fazla payı ihtiva eder şekilde birer adet düzenlenebilmesi ve devir için birden fazla payı ihtiva eden birkaç ilmühaberle değiştirilmesinin kolay olması gibi sebeplerle, ilmühaber ihracı yoluna gitmektedir.
Doktrinde baskın görüşün ilmühaberlerin de kıymetli evrak niteliğinde olduğu yönündedir. Ayrıca Ticaret Kanunu'nun ilmühaberlerin hisse senetleri yerine çıkarılacağını kabul etmesi dolayısıyla, ilmühaberlerin devrinde elde edilen kazanç, aynı hisse senetleri gibi vergilendirilir.
Bir başka anlatımla iki yıl veya daha fazla süreyle ilmühabere sahip olan bir kişinin, bu ilmühaberlerin devrinden sağladığı kazançlar, Gelir Vergisi'nin konusuna girmez. Ancak burada önemli olan ilmühabere sahip olunan süredir. Örneğin bir şirkette 20 yıldır ortak olmasına rağmen, devrinden 6 ay önce şirketçe çıkarılarak hissedarlara teslim edilmiş bulunan ilmühaberlerin devir kazancı, bize göre vergiye tabi olacaktır. Burada, hissedarlık süresi değil, hisse senedine veya onun yerine geçen ilmühabere sahip olma süresidir. Çünkü düzenlemenin (geçmişte bir yıllık, sonra üç aylık, şimdilerde iki yıllık vergi dışı bırakma süresinin) getiriliş amacı, hisse devrini teşvik değil, menkul kıymetleştirmeyi teşviktir. Bu madde paralelinde zamanın mevzuatlarında bu amaçlı pek çok düzenleme vardı, ancak bunların çoğu kaldırıldı.
İlmühaberlerin devri, bu kıymetlerin hangi tür hisse senetlerinin yerine çıkarıldığına göre değişir. Nama yazılı hisse senetlerinin yerine çıkarılmış nama yazılı ilmühaberler, ciro (veya alacağın temliki) ve zilyetliğin nakli (kısaca teslim); hamiline yazılı hisse senetlerinin yerine çıkarılmış nama yazılı ilmühaberler alacağın temliki ve zilyetliğin nakli; hamiline yazılı hisse senetlerinin yerine çıkarılmış hamiline yazılı ilmühaberler ise sadece zilyetliğin nakli yolu ile devredilebilir. Nama yazılı ilmühaberlerin devrinde, devrin şirkete karşı ileri sürülebilmesi için ayrıca, pay defterine kayıt koşulu da aranmaktadır.
Yukarıda bahsettiğimiz gibi bir diğer olasılık da anonim şirketin hisse senetlerini veya ilmühaberlerini bastırmamış, yani hisselerin çıplak olması durumudur. Bu şekilde çıplak hisselerin devrinde, artık bir menkul kıymetin devrinden söz edilemeyeceği için, devir dolayısıyla elde edilen kazancın vergilendirilmesinde uygulanacak düzenleme mükerrer 80. Maddenin 1. değil, 4. bendidir. Bu bent ortaklık hak veya hisselerinin devrini vergiye tabi kılarken, 1. bentte söz konusu olan iki yıllık süre gibi bir süre getirmemiştir. Dolayısıyla anonim şirketlerin hisse senedi veya ilmühabere bağlanmış payların devrinde, kazancın vergiye tabi olmasında, iktisap tarihi ile devir arasında geçen süre önem taşımaz.
Bu nedenle anonim şirketin hisselerinin devredilmesinin düşünüldüğü hallerde, kazancın vergi dışı kalması için, iki yıl öncesinden ilmühaber çıkarılarak hissedarlara dağıtılmasında fayda vardır. Aksi halde verginin doğumuna gereksiz yere sebebiyet verilmiş olunur.
Satış kazancının vergiye tabi olduğu hallerde, Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 81. maddesine göre, satış kazancının tespitinde, maliyet bedelinin elden çıkarma işleminin yapıldığı ay hariç olmak üzere Devlet İstatistik Enstitüsü'nce belirlenen toptan eşya fiyat endeksindeki artış oranında artırıp revize edilerek dikkate alınması gerekmektedir. Bu suretle, enflasyona tekabül ettiği kabul edilen kazanç kısmı vergi dışına çıkmakta, reel kazancın vergilendirilmesi sağlanmaktadır. Ancak bu endekslemenin yapılabilmesi için artış oranının yüzde 10 veya daha fazla olması gerekmektedir.

2009 yılında elde edilecek değer artış kazançlarının vergilendirilmesinde kazancın 7.600 lirası vergiden istisnadır.


Referans / Bumin Doğrusöz

Özürlü Raporunu İşe Girdikten Sonra Almış Olmam Özürlülükten Emekliliğime Engel midir?

Soru: 01.02.1964 doğ. 1986-1999 arasında memuriyetteydim ve bu görevim sırasında yüzde 45 oranıyla engelli raporu aldım. 23.01.2006’dan itibaren de bin 266 gün SSK’lı olarak çalıştım. İşe girerken normal statüde girip sakat raporunu sonradan almış olmama rağmen emekliliğe müracaat edebilir miyim? Şafak SAĞLIK



Cevap: Engelli raporunun işe girmeden önce alınmış olması eskiden memuriyetten sakatlıktan emeklilikte zorunlu olan bir şarttı. Oysa bu engel hem artık kaldırıldı, hem de siz şimdi SSK’dan emekliliğe tabisiniz ve SSK’dan emeklilikte böyle bir engel yok. Bu nedenle şayet aldığınız raporla vergi indiriminden yararlanıyorsanız hemen emekli olabilirsiniz. Yok eğer, vergi indiriminden yararlanmıyorsanız Maliye aracılığıyla yeni bir rapor alıp en az bir ay vergi indiriminden yararlanıp öyle başvurmanız gerekir.





Soru: 07.10.1964 doğ. 06.07.1987’de başladığım SSK sigortalılığında halen 3 bin 442 gün SSK primim var. Ne zaman emekli olabilirim? Zelişan ZIVALI



Cevap: Emeklilik için 44 yaş ve 5 bin 225 güne tabi olduğunuzdan bin 783 gün daha çalışırsanız bu sürenin sonunda emekli olabilirsiniz. Bin 783 günün en fazla bin 230 gününü isteğe bağlı olarak da ödeyebilirsiniz. 3 bin 600 günde prim ödemeyi kesip SSK yaştan emekli olma tarihinizse 07.10.2022’dir.





Soru: 1961 doğ. 05.06.1978’de SSK sigortalılığına başlayıp 86 gün çalıştıktan sonra 1982-94 yılları arasında 4410 gün Bağ-Kur’luydum. İlk Bağ-Kurluluğumu takiben 765 gün SSK’lı olduktan sonra 1997-98’de tekrar Bağ-Kur’lu oldum ve 570 gün prim ödedim. 01.01.2008’den beri 512 gündür de SSK’lı olarak çalıştığıma göre hangi tarihte emekli olabilirim? Asım YANIK



Cevap: Sigortalılık başlangıcınızın 09.09.1976 – 23.05.1979 arasında olmasından dolayı SSK’dan emekliliğiniz için gerekli olan 44 yaş ve 5 bin günle 25 yıllık sigortalılığı tamamlamışsınız. SSK’dan emekliliğe tabi olmak içinse son yedi yıllık (2 bin 520 günlük) primlerde SSK çoğunluğunu da Ağustos 2009’da tamamlamışsınız. Emekliliği hak etmiş durumdasınız, SGK’ya başvurun.





Soru: 1949 doğ. 1976-93 arasında 14 yıl 9 ay 20 gün süren Bağ-Kur’luluğumdan sonra 2009 yılı Haziran-Eylül ayları arasında 2 ay 14 gün isteğe bağlı prim ödedim. Ne zaman emekli olabilirim? İsmail KARA



Cevap: Verdiğiniz bilgilere göre 5 bin 400 günle Bağ-Kur yaştan emekliliğini hak etmiş bulunuyorsunuz. Emeklilik için Bağ-Kur’a başvurabilirsiniz. 2 aylık primi 2 yıl önce ödeseydiniz 2 yıldır emekli aylığı alıyor olacaktınız.





Soru: 28.03.1961 doğ. İşe giriş tarihim 01.05.1985’tir. Kaç yaşında emekli olabilirim? Serap DİKİCİ



Cevap: Sigortalılığa 24.05.1984-23.05.1985 arasında başladığınızdan SSK’dan 41 yaş ve 20 yıl sigortalılık şartlarını doldurmuş bulunuyorsunuz. 5 bin günü tamamladığınızda emekli olabilirsiniz.




Şevket Tezel / Sözcü

SSK'lı işçi, vergi mükellefi olursa Bağ-Kur gerekmez

SSK'lı işçi, vergi mükellefi olursa Bağ-Kur gerekmez

Özel bir şirkette SSK'lı olarak çalışmaktayım. İkinci sınıf deftere tabi bir işyerini devralacağım ve SSK'lı çalışmama devam edeceğim. Bu durumda Bağ-Kur'a kayıt olmam gerekir mi? Mustafa Gür - Konya

Ülkemiz sosyal güvenlik sisteminin birçok ülkede olduğu gibi iki önemli temel ilkesi var. Bunlardan birincisi zorunluluk ve diğeri de teklik. Zorunluluk ilkesi gereğince belli bir faaliyette bulunanlar sigortalı olmak zorundadır. Teklik ilkesine göre de, yaptıkları iş sebebiyle statü gereğince zorunlu sigortalı olanlar, başka bir iş yaptıkları zaman bile, tek bir statüye-duruma göre prim öder. Öte yandan tüm sosyal güvenlik kurumlarının SGK çatısı altında birleşmesinden sonra, SSK'lılar 4/a'lı, Bağ-Kur'lular 4/b'li, kamu görevlileri de 4/c'li olarak SGK'ya prim ödemektedir. Sizin özel durumunuz, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 'Sigortalılık hallerinin birleşmesi' başlıklı 53. maddesinde şöyle açıklanmıştır: "MADDE 53- Sigortalının, 4. maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan sigortalılık hallerinden birden fazlasına aynı anda tabi olmasını gerektirecek şekilde çalışması halinde; öncelikle aynı maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında, (c) bendi kapsamında çalışması yoksa ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınarak sigortalı sayılır..."

Madde metninden de görüleceği üzere, siz SSK yani 4/a sigortanıza ara vermeden, vergi mükellefi olursanız, SSK'ya devam ettiğiniz sürece SSK sigortalısı sayılacaksınız ve Bağ-Kur'a prim ödemek zorunda değilsiniz.

Öte yandan 28 Eylül 2008 günü Resmî Gazete'de yayımlanan, '5510 Sayılı Kanun Gereğince Sigortalı Sayılanlar, Sayılmayanlar, Sigortalılığın Başlangıcı, Kuruma Bildirilmesi ve Sona Ermesi Hakkında Tebliğ'in aşağıdaki 'V- Sigortalılık Hallerinin Çakışması' başlıklı bölümüne göre de; sigortalıların 4. maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan sigortalılık hallerinden birden fazlasına aynı anda tabi olmasını gerektirecek şekilde çalışmaları halinde aşağıdaki şekilde işlem yapılır.

SİGORTALILAR, 5510 sayılı kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan sigortalılık hallerinden birden fazlasına aynı anda tabi olmaları halinde öncelikle (c) bendi kapsamında, (c) bendi kapsamında çalışma yoksa ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınarak sigortalı sayılırlar.

BİRİNCİ madde gereği başlatılan sigortalılığın kesintiye uğraması halinde sonra başlayan çalışmaya göre sigortalılık hali başlatılır.

BİRİNCİ maddede belirtilen sigortalılık hali değişikliklerinde kanunda ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nde belirtilen sigortalılığın sona erdiği tarihi takip eden günden itibaren, yeni sigortalılık haline göre hak ve yükümlülükler başlar.

5510 sayılı kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar, kendilerine ait veya ortak oldukları işyerlerinden, kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı bildirilemezler. Ancak, 1/10/2008'den önce 5510 sayılı kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı oldukları halde, kendilerine ait veya ortak oldukları işyerlerinden 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendine tabi prim ödemesi olanların sigortalılıkları kesintiye uğrayıncaya kadar devam ettirilir.

SİGORTALI sayılması gereken sigortalılık halinden başka bir sigortalılık hali için prim ödemiş olması halinde, ödenen primler 1. maddeye göre esas alınan sigortalılık hali için ödenmiş ve esas alınan sigortalılık halinde geçmiş kabul edilir..." açıklamasına göre de SSK sigortanız bir gün dahi kesintiye uğrarsa bu kere arkada bekleyen vergi mükellefiyetiniz sonucu Bağ-Kur'lu olacak ve Bağ-Kur'a prim ödemeye başlayacaksınız.

SONRA SSK'LI OLURSANIZ,

SADECE VERGİ KESİLİR

SSK sigortanıza ara verip bu kere Bağ-Kur'a prim ödemeye başlarsınız, işte Bağ-Kur'a prim ödemeye devam ederken, SSK'lı bir işe de girebilirsiniz. Bu kere Bağ-Kur'lu olduğunuz için SSK'lı çalıştığınız işyerinden aldığınız ücret üzerinden sadece Gelir Vergisi kesip ödemeleri gerekir. İşyerinden alacağınız ücretten SSK ve işsizlik sigortası primi kesmemeleri gerekir. Bu arada SSK'lı işe girdiğiniz işyerine Bağ-Kur'lu olduğunuzu söylemezseniz, onlar da öğrenemez. Ücretinizden SSK primi kesip üstüne de işveren katkısı ilave edip SGK'ya öderlerse, siz de 'Her ay SGK'ya benim ödemem gereken Bağ-Kur primlerini, işverenin ödediklerine sayın.' diyebilirsiniz.

Okur sorularına kısa cevaplar

Lütfettin Erdem: 6.7.1967 doğumunuz, 1.5.1985 sosyal güvenlik başlangıcınızdan 1.5.1995 gününe kadar 10 yıl Bağ-Kur'lu olarak prim ödedikten sonra 1.4.1995 gününden sonra aralıksız SSK'lı olduğunuzdan SSK'dan 48 yaşında, yani 6.7.2015 günü emekli olursunuz.

Hüseyin Özbey: Oğlunuzun gönderdiği bilgilere göre; 1944 doğumunuz, 1970 işe girişiniz ve askerlik borçlanmanız dahil, var olan 3.085 gününüzü halen devam ettiğiniz SSK'lı işte, 3.600 güne tamamlamak şartıyla 3.600 günü tamamladığınız an SSK'dan emekli olursunuz. Bu arada isterseniz kalan sürenizi isteğe bağlı (Bağ-Kur'lu) olarak da tamamlayabilirsiniz.

Hüseyin Avcı: Babanız Şevket Bey, 19.4.1932 doğum tarihi, 1970 SSK işe girişi ve 138 günlük prim ödemesinden sonra, 1982-1988 arasındaki 2.411 günlük Bağ-Kur priminin ardından SSK'lı işe girer ve 1.260 gün daha SSK primi öderse SSK'dan emekli olur. Bundan daha uygun emeklilik çeşidi babanız için yok.
Safiye İnci: 9.12.1968 doğumunuz, 16.2.1990-1995 arası 2.047 günlük memuriyetiniz ve sonrasında 1995 sonrasındaki 2.651 günlük SSK sigortanızla (3.600 gün ve 15 yıllık sigortalılık süresini çoktan tamamladığınızdan) SSK'dan 'Kıdem Tazminatı Alabilir' yazısı alıp, dilediğiniz zaman işyerinden ayrılıp, kıdem tazminatınızı alabilirsiniz. Öte yandan, var olan 4.698 günden sonra prim ödemeseniz dahi 58 yaşında SSK'dan emekli olursunuz. Prim ödemeye devam eder de 5.375 günü tamamlarsanız 46 yaşından sonra SSK'dan emekli olursunuz. Çalışmadığınız süreler için hizmet borçlanması yapma hakkınız yok.

Zaman / Ziya Perver

Evlenen kadın işçiye kıdem tazminatı ödenmesi

Okurlarımızın en fazla merak ettiği ve soru yönelttiği konulardan birisi de evlenen kadın işçilerin ihbar-kıdem tazminatı hakkıdır. Sorular birikince kısa kısa açıklamakta yarar gördük.

1475 Sayılı Mülga İş Kanunu’nun 14’üncü maddesindeki düzenlemeye göre; İş Kanunu kapsamındaki bir işyerinde çalışan “Kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi rızası ile iş sözleşmesini sona erdirmesi durumunda,” kıdem tazminatı almaya hak kazanacağı hükme bağlanmıştır.

Bu hükme istinaden kadın işçinin kıdem tazminatı alabilmesi için öncelikle, iş sözleşmesinin devam ediyor olması gerekmektedir. Yani, işten ayrıldıktan sonra evlenen kadın işçiye kıdem tazminatı ödenmesi mümkün değildir. Yine, kadın işçinin iş sözleşmesinin kıdem tazminatı almasını hak etmeyecek şekilde sona ermesinden bir süre sonra, evlenme nedeniyle kıdem tazminatı talep etmesi halinde, işçiye kıdem tazminatı ödenmesi söz konusu olmayacaktır.

Tazminat bir yıl içinde istenmeli

Konuyu biraz daha açacak olursak; Evlenme nedeniyle iş sözleşmesini yasal evlenme tarihinden itibaren bir yıl içerisinde fesheden kadın işçi, yasal olarak haklı fesih yapmaktadır ve bu fesih, kendisine diğer kıdem tazminatını hak ediş şartlarını taşıyorsa, kıdem tazminatını talep hakkını vermektedir. Mülga İş Kanunu’nun söz konusu 14’üncü maddesinde hükme bağlanan kadın işçinin evlenme nedeniyle haklı fesih hakkı, işçinin haklı nedenle fesih hakkını hükme bağlayan 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24’üncü (1475 Sayılı Mülga İş Kanunu’nun 16’ncı) maddesi dışında ve kıdem tazminatı hakediş bakımından istisnaen bildirim sürelerine gerek göstermeyen özel bir düzenlemedir. Bu nedenle iş sözleşmesinin belirli veya belirsiz süreli olması, kadın işçinin haklı fesih hakkını kullanmasında farklılık oluşturmamaktadır. Her iki halde de kadın işçi, bildirim süresi beklemeksizin iş sözleşmesini feshederek kıdem tazminatını işverenden alacaktır. Yargıtay kararlarında da bu
husus istikrar kazanmıştır.

Erkek işçinin, evlendikten sonra bir yıl içinde bu madde hükmüne istinaden hizmet akdini feshetme yetkisi olmadığı gibi, işverenin de bu maddeye dayanarak kadın işçinin iş akdini feshetmesi yetkisi bulunmamaktadır.

Eski kocayla evlenme

Kadın işçi, kanuna karşı hile yolunu seçerek, sürekli birlikte yaşadığı halde, hile için boşandığı eşiyle kısa sürede tekrar evlenerek, kanunun kadın işçiye verdiği, evlenme nedeniyle haklı fesih hakkı yetkisini kullanırken iyiniyetli olunmaması, yani hakkın kötüye kullanılması ve yasanın amacıyla bağdaştırılmasının mümkün olmaması nedeniyle kıdem tazminatına hak kazanamayacaktır.

Başka yerde çalışma

Uygulamada karşılaşılan sorunlardan bir diğeri de, evlendikten sonra bir yıl içinde belirsiz süreli hizmet akdini feshederek kıdem tazminatı alan kadın işçinin, bir süre sonra başka bir işyerinde çalışmasıdır. Yargıtay, bu konuda verdiği kararlarda esas olarak kadın işçinin bu hakkı kötüye kullanıp kullanmadığına bakarak değerlendirme yapmaktadır. Yargıtay genellikle, kadın işçinin bir işyerinde çalışmakta iken evlenmesi ve bir yıl içinde hizmet akdini feshetmesinin işçinin çalışma hakkını kaybetmesi anlamına gelmediği, sırf kıdem tazminatı alabilmek için hizmet akdinin feshedildiğine ilişkin yeterli ve inandırıcı delil olmaması halinde, kadın işçinin kıdem tazminatı isteyebileceğine hükmetmektedir.

İhbar süresi verilmez

1475 sayılı Mülga İş Kanunu’nun yürürlükteki 14’üncü maddesinde, kadın işçinin evlenme nedeniyle iş sözleşmesini feshinde, işçinin ihbar öneli vermesi konusunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak, uygulamada, yargı kararlarında, kadın işçinin evlenme nedeniyle hizmet akdini feshederken herhangi bir bildirim süresi -öneli- verilmesine gerek bulunmadığı kabul edilmektedir.


Star / Resul Kurt

Arşiv